Dataset Viewer
Auto-converted to Parquet Duplicate
text
stringlengths
79
2.63M
source
stringclasses
4 values
tr-e5_knn_cluster_id
int64
-1
29
orig-e5_knn_cluster_id
int64
-1
5
tr-e5_hdbscan_cluster_id
int64
-1
61
orig-e5_hdbscan_cluster_id
int64
-1
44
id
stringlengths
8
10
esasNo
stringlengths
1
11
kararNo
stringlengths
1
11
kararTarihi
stringlengths
1
10
**2. Hukuk Dairesi         2007/17004 E.  ,  2007/14843 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Fatih 2.Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ :16.6.2006 Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Davacı Hazine vekili dava dilekçesinde; 2230 ada 3 praselde kayıtlı taşınmazın 1/6 payının Arnavut tebalı A, 1/6 payının da yine Arnavut tebalı E adına kayıtlı olduğunu, bu kişilere ait hisselerin, kayyımla idaresine karar verildiğini, kayyımla idare süresinin 10 yılı doldurduğunu ileri sürerek, A ile E'nın gaipliklerine, bu kişiler adına kayıtlı payların Hazine adına tesciline ve tapu kaydına konan şerhlerin de kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir. Taşınmazın tapu kaydı üzerindeki şerh, 4.2.1992 tarih ve 323 yevmiye numarası ile konulan A ve E hisseleri için İstanbul Defterdarının kayyım tayin edildiğine dairdir. Davacı, taşınmazın tapu kaydındaki şerhlerin kaldırılmasına da karar verilmesini istediğine göre, dava; kayyımlığın kaldırılmasını da içermektedir. Kayyımlığın kaldırılması isteklerinde Sulh Hukuk Mahkemesi görevlidir. (TMK.477) Görev kamu düzenine ilişkindir ve yargılamanın her aşamasında hakim tarafından kendiliğinden gözetilir. O halde bu istek yönünden tefrik kararı verilerek, kayyımlığın kaldırılması isteğinin görevsizlik nedeniyle görevli ve yetkili Sulh Hukuk Mahkemesine gönderilmesi gerekirken, bu yön gözetilmeden hüküm kurulması doğru görülmemiştir. SONUÇ:Temyiz edilen kararın yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer yönlerin incelenmesine yer olmadığına, oybirliğiyle karar verildi. 02.11.2007 (Cuma)
ygty1
24
3
-1
-1
80600600
2007/17004
2007/14843
02.11.2007
**17. Ceza Dairesi         2016/12248 E.  ,  2017/7610 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Karşılıksız yararlanma HÜKÜM : Beraat Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü: 1-30.09.2013 tarihli kaçak/usulsüz elektrik tespit tutanağında '' akım trafolarının S ve T fazlarından sayaca giriş yapmadan akım trafolarına kauçuklu bir şekilde bağlı olduğunun'' tespit edildiği, aldırılan bilirkişi raporunda, tutanakta belirtilen şekilde elektrik tüketilmesi durumunda sayacın tüketimi eksik kaydedip kaydetmeyeceği hususunda herhangi bir değerlendirme yapılmadığının anlaşılması karşısında, sanığın karşılıksız yararlanma kastıyla hareket edip etmediğinin tespiti amacıyla tutanak tanıkları dinlenip yeniden bilirkişi raporu aldırılmadan, yetersiz bilirkişi raporuna göre hüküm kurulması, 2-Alınacak ek bilirkişi raporu sonucunda, sanığın karşılıksız yararlanma kastıyla hareket ettiğinin tespiti halinde, katılan kurumun normal tarifeye göre vergili ve cezasız gerçek zararının ne olduğunun bilirkişiye hesaplattırılarak, sanık hakkında kamu davası açılmadan önce katılan kurum tarafından talep edilen zararı soruşturma aşamasında tazmin eden sanık hakkında kamu davası açılamayacağından, CMK'nın 223/8. maddesi uyarınca kovuşturma şartının gerçekleşmemesi nedeniyle sanık hakkındaki kamu davasının düşürülmesi, zarar karşılanmıyor ise sanığa kaçak elektrik kullanım bedelini hükümden önce ödemesi halinde TCK'nın 168/5. maddesi uyarınca etkin pişmanlıktan yararlanabileceği hususu hatırlatılıp, talep etmesi halinde zararı gidermesi için kendisine makul bir süre verilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması, Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz nedeni bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, 13.06.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
ygty1
10
-1
11
16
361398900
2016/12248
2017/7610
13.06.2017
**1. Ceza Dairesi         2021/7354 E.  ,  2021/13000 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi TÜRK MİLLETİ ADINA Artvin Ağır Ceza Mahkemesi'nin 06.10.2020 gün ve 2020/8 Esas ve 2020/98 Karar sayılı bozma üzerine verilen kararının sanık müdafii, kurum vekili ve ... vekili tarafından 5271 sayılı CMK'nin 291. maddesinde belirtilen süre içinde temyiz edildiği anlaşılmıştır. Dosya incelendi. Gereği düşünüldü; ...'nün sanık hakkında maktule yönelik tasarlayarak kasten öldürmeye yardım etme suçundan doğrudan zarar görmediği, bu suça yönelik katılan sıfatı ve kararı temyiz etme hakkı bulunmadığından temyiz talebinin CMK 298. maddesi gereğince REDDİNE, Sanık hakkında; maktule yönelik tasarlayarak ve eşe karşı kasten öldürmeye yardım etme suçundan Artvin Ağır Ceza Mahkemesince kurulan mahkumiyet hükmüne karşı sanık müdafii tarafından süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi'nce istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, bu kararın sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 10.12.2019 gün 2018/1495 Esas ve 2019/5435 Karar sayılı ilamı ile bozulduğu, sanık hakkında maktulü tasarlayarak kasten öldürmeye yardım etme suçundan TCK'nin 82/1-a, 39/1, 62, 53, 63. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Artvin Ağır Ceza Mahkemesi'nin 06.10.2020 gün ve 2020/8 Esas ve 2020/98 Karar sayılı kararında bozma nedenleri dışında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan; sanık müdafiinin delillerin değerlendirilmesinde hata edildiğine, sübuta, suç vasfına, kurum vekilinin takdiri indirim hükümlerinin uygulanmaması gerektiğine yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz sebeplerinin reddine; 1-Sanık ... ile hakkında tefrik kararı verilen sanık Mahmut'un birlikte plan yaparak maktulü bularak öldürmeye karar verdikleri, sanık Mahmut'un suç tarihinden kısa bir süre önce edindiği aracı Behrem'e verdiği, Behrem'in maktulün yerini öğrenebilecek tek kişi olan maktulün kardeşi Saliha'yı ...'dan alarak Ardanuç'a getirdiği, yol boyunca nerede olduklarını Mahmut'a bildirmek suretiyle sürekli iletişim halinde olduğu, Behrem'in maktulün ve mağdur ...in bulunduğu yeri öğrendiğinde sanık Mahmut'a telefon ile bildirdiği, sanık Mahmut'un olay yerine gelerek maktule ve mağdur Cemal'e yanında bulundurduğu tabanca ile çok sayıda ateş ettikten sonra sanık ...'in sevk ve idaresindeki araç ile sanık Mahmut'u olay yerinden kaçırdığı anlaşılan olayda sanık hakkında Artvin Ağır Ceza Mahkemesince nitelikli öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla, TCK'nin 39. maddesi gereğince de 18 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, Dairemizin 10.12.2019 gün 2018/1495 Esas ve 2019/5435 Karar sayılı kararı ile hükmün vasıftan bozulduğu, ancak bozmada TCK'nin 39. maddesi uyarınca tayin edilen ceza yönünden hukuka aykırılık tespit edilmediği bozma sonrası Artvin Ağır Ceza Mahkemesi'nin 06.10.2020 gün ve 2020/8 Esas ve 2020/98 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 82/1-a. maddesi gereğince ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına rağmen sanık ...'in suça katılım düzeyi ve yardımın niteliği dikkate alınarak 15 yıldan 20 yıla kadar ceza öngören TCK'nin 39. maddesi uyarınca makul bir ceza tayini gerekirken, bozma ilamında belirtilmesine rağmen TCK'nin 39. maddesinin uygulanması sırasında sanığın eylemleri ve mahkemenin kabulü değişmediği halde gerekçe de belirtmeksizin alt sınırdan 15 yıl hapis cezasına hükmetmek suretiyle eksik ceza tayini, 2-Katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Artvin İl Müdürlüğünün kendisini vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından katılan kurum lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi, Bozmayı gerektirdiğinden, katılan kurum vekilinin yerinde görülen temyiz sebeplerinin kabulü ile Artvin Ağır Ceza Mahkemesi'nin 06.10.2020 gün ve 2020/8 Esas ve 2020/98 Karar sayılı hükmünün CMK'nin 302/2. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, Dosyanın, 28.02.2019 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7165 sayılı Kanunun 8. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nin 304/1. maddesi gereğince “Artvin Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilamının bir örneğinin ise Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 1.Ceza Dairesine gönderilmek üzere” Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04/10/2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.
ygty1
25
1
38
29
699062500
2021/7354
2021/13000
04.10.2021
**7. Ceza Dairesi         2015/14826 E.  ,  2016/6225 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : ......... 1. Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : 4733 sayılı Yasaya Muhalefet HÜKÜM : Sanıklar ........ ve .. hakkında beraat, sanık ...................... hakkında hükümlülük, müsadere Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü; A) Gümrük İdaresi vekilinin temyizine göre yapılan incelemede; Eylemin, suç tarihi ve ele geçen eşyanın niteliği itibariyle 5752 sayılı Yasa ile değişik 4733 sayılı Yasa kapsamında kaldığı cihetle, suçtan doğrudan zarar görmeyen gümrük idaresinin davaya katılma ve hükmü temyize yetkisi bulunmadığı gibi katılmasına karar verilmesi de hükmü temyiz yetkisi vermeyeceğinden, gümrük idaresi vekilinin vaki temyiz talebinin 5320 sayılı yasanın 8/1.maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK.nun 317.maddesi gereğince REDDİNE, B) Sanık..........'ın temyizine göre yapılan incelemede; Sanık Behrem hakkında 29.06.2011 tarihli aramada ele geçen 688 karton kaçak sigara ile ilgili olarak her gönderi için ayrı ayrı açılan davalar neticesinde, ............ 1. Asliye Ceza Mahkemesince.......... Esas, .......... Esas,......... Esas ve ......... Esas numaralı dosyalar üzerinden ayrı ayrı yapılan yargılama sonucunda mahkumiyet kararları verildiği anlaşılmakla; Sanığa atılı eylemin sübutu halinde her dört gönderi için sadece tek suç oluşturacağının kabulüyle; sanık ........hakkında Dairemizin ........ K. ve ........... K. numaralı ilamları da gözetilerek yukarıda esas numaraları yazılı dosyaların birleştirilmesi, kesinleşmiş olanların celbedilip değerlendirilmesi, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeksizin eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi, Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün sair yönleri incelenmeksizin 5320 sayılı Yasa'nın 8/1.maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nun 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 27/04/2016 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
ygty1
25
1
42
26
197123900
2015/14826
2016/6225
27.04.2016
**1. Hukuk Dairesi         2010/8760 E.  ,  2010/13386 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : ÜSKÜDAR 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ, TARİHİ : 04/06/2009 Taraflar arasında görülen davada; Davacı Hazine, çekişme konusu 715 ada 1, 714 ada 2, 739 ada 1 ve 736 ada 9 parsel sayılı taşınmazlarda 2/3 pay sahibi V.. E..'nun, Türk Vatandaşı olup, 29.05.1959 tarihinde öldüğünü; F.. S.. (Ö..) isimli kişinin V.. E..'nun tek mirasçısı olduğuna ilişkin aldığı veraset belgesine istinaden adına intikalini sağladıktan sonra, bu şekilde edindiği tüm payı satış yoluyla elden çıkarttığını, F.. S.. (Ö..) adına intikale dayanak anılan veraset ilamının Üsküdar 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 6.10.1987 günlü, 1978/ 51 esas, 1987/ 1358 karar sayılı kararıyla iptal edilerek, Arnavut uyruklu A.., R.. ve H..'ın sadece taşınır mallar yönünden V.. E..mirasçıları olduklarına, taşınmazlar yönünden ise, iki ülke arasında karşılıklılık (mütekabiliyet) bulunmadığından 2644 sayılı Tapu Kanunun 35. maddesi hükmü gereğince Hazinenin mirasçı olduğunun tespitine karar verildiğini ve kesinleştiğini, yolsuz tescil durumunun söz konusu olduğunu; çekişme konusu taşınmazlarda, F..S.. (Ö..)'dan satın almak suretiyle edindikleri pay halen adlarına kayıtlı bulunan davalılar ile birlikte bu şekilde edinenlerden satın almak suretiyle kayıt maliki olan davalıların iyiniyetli olmadıklarını ileri sürerek tapu iptali ve Hazine adına tescilini istemiştir Asli müdahiller V.. E..'nun A.. uyruklu mirasçıları; 31.10.2003 tarihinde hasımsız olarak açtıkları veraset davası sonucu V.. E..'nun Arnavut uyruklu mirasçıları olduklarına dair Eyüp 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 19.10.2004 tarih 2003/1020 esas, 2004/ 1068 karar sayılı veraset ilamını ibraz ederek, Hazinenin açmış olduğu eldeki davada, mirasbırakanları V..E..'ya ait çekişme konusu taşınmazlardaki 2/3 oranındaki payların davalılar adlarına tapu kayıtlarının iptali ve adlarına tescilini talep etmişlerdir. Bir kısım davalılar, Türk Medeni Kanunun 1023. maddesi gereğince, sicilin aleniyeti ve güvenirligi ilkesi gereği, taşınmazı sicilden edinen iyiniyetli kişiler olduklarını, iktisapları korunması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuşlar, diğerleri davaya yanıt vermemişlerdir Mahkemece, çekişme konusu taşınmazlardaki 1/3 pay yönünden davanın açılmamış sayılmasına, miras bırakan V.. E..'ya ait 2/3 pay yönünden ise; asli müdahillerin davasının reddine, çekişme konusu ..ada 9 parsel sayılı taşınmaz yönünden davanın reddine, diğer çekişme konusu 715 ada 1,.. ada 2 ve ..ada 1 parsel sayılı taşınmazlar yönünden ise davacı Hazinenin davasının kısmen kabulüne karar verilmiştir. Karar, davacı Hazine vekili, asli müdahiller vekili ve bir kısım davalılar vekilleri tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 14.12.2010 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden Hazine vekili Avukat Ö.. B.. ile diğer temyiz edenler vekilleri Av.S.. Ö.., Av.G.. A.., Av.Ş. T.., Av.R.. Ö.., Av.Y.. C.. ile temyiz edilen vekili Av.S.. K.., Av.H.. E.. T.., Av. I.. T.., davalı asil M.. Ç..geldiler, davetiye tebliğine rağmen diğer temyiz eden vekili avukat ile temyiz edilenler vekili avukatlar ile temyiz edilen asiller gelmediler, yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin ve asilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü: Dava, tapu iptal ve tescil isteğine ilişkin olup, Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Toplanan delillerden ve tüm dosya içeriğinden; .. ada 1, 714 ada 2,..ada 1 ve 736 ada 9 parsel sayılı taşınmazların paylı mülkiyet üzere olduğu ve taşınmazlarda V.. E..'nun 2/3 oranında payının bulunduğu; 1/3 payın ise haklarındaki dava takipsiz bırakılan diğer davalılara ait olduğu, 1/3 paya yönelik davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği, sözü edilen 1/3 pay yönünden bir temyiz itirazının bulunmadığı ve anılan açılmamış sayılma kararının çekişme konusu taşınmazlardaki 1/3 pay yönünden kesinleşmiş olduğu, eldeki davanın V.. E..'ya ait 2/3 paya ilişkin bulunduğu anlaşılmaktadır. Dosya içeriği ve kayıtların tetkikinden; çekişmeli taşınmazlardaki 2/3 pay sahibi V. E..'nun, Türk Vatandaşı olduğu, 29.05.1959 tarihinde öldüğü; F.. S.. (Ö..) isimli kişinin hasımsız olarak açtığı veraset davası sonucunda, Üsküdar Sulh Hukuk Mahkemesinin 28.12.1977 günlü, 1977/2426 esas, 1977/2243 sayılı kararıyla V. E.'nun tek mirasçısının F.. S.. (Ö..) olduğuna karar verildiği; F. S. (Ö.)'inde bu veraset ilamına istinaden, V..E..'nun çekişme konusu taşınmazlardaki 2/3 payını üzerine intikalini sağladıktan sonra, bu şekilde edindiği tüm payı 1978-1980 yılları arasında satış yoluyla elden çıkarttığı, kayden bir ilgisinin kalmadığı; F.. S.. (Ö..)'dan satın almak suretiyle edindikleri pay halen adlarına kayıtlı bulunan şahıslar ile birlikte diğer edinenlerden satın almak suretiyle kayıt maliki olan kişilerin eldeki davada davalı olarak yer aldıkları; sonradan dava dışı kişiler tarafından F.. S.. (Ö..)'dan aleyhine açılan ve Türk uyruklu V..E.nun Arnavut uyruklu olduğu anlaşılan mirasçılarının ve Hazinenin asli müdahil olduğu verasetin iptali davası sonucunda, Üsküdar 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 6.10.1987 günlü, 1978/51 esas, 1987/1358 sayılı kararıyla, Arnavut uyruklu A.., R. ve H.'ın sadece taşınır mallar yönünden V. E. mirasçıları olduklarına, taşınmazlar yönünden ise, iki ülke arasında karşılıklılık (mütekabiliyet) bulunmadığından 2644 Sayılı Tapu Kanunun 35. maddesi hükmü gereğince" taşınmazlara ilişkin sadece Hazinenin mirasçı olabileceği" gerekçesiyle Hazinenin mirasçı olduğunun tespitine ve bu nedenlerle F.. S.(Ö..) tek mirasçı olarak kabulüne ilişkin Üsküdar Sulh Hukuk Mahkemesinin 28.12.1977 günlü, 1977/2426 esas, 1977/2243 karar sayılı veraset ilamının iptaline karar verildiği ve yasal yollardan geçmek suretiyle kesinleştiği; bunun üzerine davacı Hazinenin, Üsküdar 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 1978/51 esas, 1987/1358 karar sayılı veraset ilamına dayanarak, V. E..'nun çekişme konusu taşınmazlardaki 2/3 payın davalılar üzerindeki sicil kaydının iptali ile Hazine adına tescilini istediği; aynı mirasçılık belgesinde V.E.'nun Arnavut uyruklu mirasçıları olduğu saptanan R., H. ile A.'ın 19.9.1986 tarihinde ölümü nedeniyle eş ve çocukları B., E., N., F. ve B.'ın, 31.10.2003 tarihinde hasımsız olarak açtıkları veraset davası sonucu V. E.'nun Arnavut uyruklu mirasçıları olduklarına dair Eyüp 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 19.10.2004 tarih 2003/1020 esas, 2004/ 1068 karar sayılı veraset ilamını ibraz ederek, Hazinenin açmış olduğu eldeki davada, mirasbırakanları V. E.'ya ait çekişme konusu taşınmazlardaki 2/3 oranındaki payların davalılar üzerindeki tapu kayıtlarının iptaliyle, adlarına tescil talebiyle harç yönünden adli mühazeret kararıda alarak asli müdahale talebinde bulundukları görülmektedir. Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda, asli müdahillerin Arnavut uyruklu oldukları ve miras yoluyla taşınmaz elde etmelerine yasal açıdan olanak bulunmadığı gerekçesiyle davalarının reddine; iptal edilen veraset ilamıyla taşınmazlardaki V. E. payının intikalini sağlayan F. S.(Ö.)'nın satış yaptığı ve halen üzerlerinde sicil kaydı bulunan davalılardan N. H., İ. K., S. K., Y. G., Y. T., N. D., M. Ç. ve Ş. B. mirasçıları E. B.,İ. B.,Y.B. ve İ.B. 'ın birinci el durumunda bulundukları, adlarına sicilin yolsuz oluştuğu bu nedenle edinimlerinin korunamayacağı gerekçesiyle adı geçenlere yönelik Hazinenin davasının kabul edildiği; F. S.(Ö.)'dan edinenlerden satın alanlar ile onlardan sonraki el durumunda olan maliklerin iyiniyetli oldukları, TMK'nun 1023 maddesinin koruyuculuğu altında bulundukları, iktisaplarının geçerli olduğu kabul edilerek haklarındaki davanın reddine karar verildiği; kararın, davacı Hazine, asli müdahiller V. E.'nun Arnavut uyruklu mirasçıları; haklarındaki dava kabul edilen davalılar M. Ç., İ. K., S. K., Y. G., Y.T., N. D. ve Ş. B. mirasçıları E..B.,İ. B.,Y. B. ve İ. B. ile haklarındaki dava reddedilen davalılardan Ş. Y. tarafından temyiz edildiği görülmektedir. Gerçektende, çekişme konusu taşınmazlarda 2/3 pay sahibi olan V. E.'nun Türk Vatandaşı olduğu ve 29.05.1959 tarihinde öldüğü sabittir. Bilindiği üzere, TMK'nun 575. maddesi (743 sayılı Kanuni Medeninin 517. maddesi ) hükmü gereğince, miras, miras bırakanın ölümüyle açılır. Aynı Yasanın 599. maddesi uyarınca, varsa mirasçıları ölüm anında tereke üzerinde yasal olarak hak sahibi olurlar. Miras bırakandan intikal eden taşınmazlar bakımından da TMK'nun 705. maddesi hükmü gereğince tescilden önce mülkiyet hakkına haiz olurlar. Buna rağmen, miras bırakanın hiç bir mirasçısı bulunmaz ise, o takdirde TMK'nun 501. maddesi hükmünce (743 Sayılı Kanuni Medeninin 448. maddesi) Hazinenin son mirasçı olarak tereke üzerinde hak sahibi olacağı tartışmasızdır. Somut olayda; Hazineninde müdahale yoluyla taraf olduğu ve derecattan geçerek kesinleşen Üsküdar 2.Sulh Hukuk Mahkemesine ait 978/51 esas sayılı mirasçılık belgesinde, çekişme konusu taşınmazlarda 2/3 pay sahibi olan V.E.'nun mirasçısız olmadığı, aksine Arnavut uyruklu eldeki davanın asli müdahilleri R., H. ile A.'ın; A.'ın ölümüylede eş ve çocukları B., E., N., F. ve B.'ın V.E.u mirasçıları oldukları açıktır. Öyleyse, Hazinenin son mirasçı sıfatıyla çekişme konusu taşınmazlarda mülkiyetten kaynaklanan bir hakkının varlığından bahsedilemez. Öte yandan, çekişme konusu taşınmazlardaki V.E.'dan gelen 2/3 pay yönünden Arnavut uyruklu kişilerin kaçak ve yitik kişilerden olmadıkları, bu sebeple ve bu konudaki mevzuat hükümleri ile beraber 3402 Sayılı Kadastro Yasasının 18/2. maddesinde öngörülen, kanunlar gereği Devlete kalan taşınmazlardan olduğu kabul edilemeyeceği gibi anılan payın Devlete kalmadığı da sabittir. Bu durumda, davacı Hazinenin çekişme konusu edilen taşınmazların ve bunlardaki söz konusu çekişmeli payların mülkiyetini edineceğinden söz etme olanağı bulunmadığı gibi, gerek 6.1.2005 tarihinde yürürlükten kaldırılan 28.4.1961 gün ve 5/1142 Sayılı Kararname hükmü ve gerekse 2644 Sayılı Tapu Kanunun, 19.7.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4916 Sayılı Yasa ile bazı ilaveler getirilen 35. maddesi hükmü, aralarında karşılıklılık ilkesi bulunmayan Devlet vatandaşlarına ait taşınmazların mülkiyetinin Hazineye ait olacağına ilişkin bir hüküm içermemekte, aksine, sicil kaydının muhafaza edilmesiyle birlikte yabancı uyruklu kişilerin temliki tasarrufları önlenmiş ve yabancı uyruklu kişilerin kanuni miras yoluyla edindikleri taşınmazlar ve sınırlı ayni hakların intikal işlemlerinin yapılarak tasfiyeye tabi tutulacağı öngörülmüştür. Esasen, dosya içerisinde bulunan Dış İşleri Bakanlığı Emlak Daire Başkanlığına ait 3 Haziran 2005 tarihli, 940-30/2005/KOED/238169 sayılı yazıylada, Arnavutluk ile Türkiye arasında miras yoluyla taşınmaz edinilebileceğinin bildirildiği görülmektedir. Bu düzenleme karşısında Üsküdar 2.Sulh Hukuk Mahkemesinin 6.10.1987 gün ve 1978/51 Esas 1987/1358 sayılı veraset ilamına değer izafe edilmemiştir. Bunun yanı sıra, aynı yönde hüküm içeren 5718 Sayılı Yasa ile yürürlükten kaldırılan 2675 sayılı yasanın 22. maddesi ve 5718 sayılı Yasanında 20. maddesinin 3. fıkrası da aynen " Türkiyede bulunan mirasçısız tereke Devlete kalır " hükmünü içermekte olup, mirasçısı bulunan tereke üzerinde Hazinenin mülkiyetten kaynaklanan bir hakkı bulunmadığı kabul edilmiştir. O halde, yukarıda açıklanan tüm bu ilkeler ve yasal düzenlemeler gözetildiğinde, Hazinenin, somut olay bakımından dava hakkının varlığının tasfiye hükümlerinden kaynaklanacağı tartışmasız olup, kendi adına tapu iptal ve tescil istekli Hazinenin davasının bu istek bakımından reddine karar verilmesi gerekeceği tartışmasızdır. Diğer taraftan; çekişmeli taşınmazlardan 736 ada 9 parsel sayıl taşınmaz yönünden davanın reddine karar verildiği; iş bu taşınmazda V.. E.'ya ait 2/3 payın, F. S. (Ö. )'nın satışından sonra paydaş olanlar ile diğer 1/3 payın sahibi olan paydaşların taraf olduğu Üsküdar 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2000/43 esasında kayıtlı ortaklığın giderilmesi davası sonucunda, ortaklığın satış yoluyla giderilmesine ilişkin verilen karar üzerine yapılan ihale ile taşınmazda pay satın alan tüm paydaşların, taşınmazın tamamını davalı S. T.'na 30.6.2004 tarihinde satış yoluyla temlik ettikleri, davalı S. T.'nun ediniminde kötüniyetli olmadığı, TMK'nun 1023. maddesinin koruyuculuğunda bulunduğu isabetle değerlendirilerek, çekişme konusu 736 ada 9 parsel sayılı taşınmaz yönünden davanın tümden reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Buna görede, davacı Hazine ile asli müdahillerin (varsa sicillerin tutulmasından kaynaklanan tazminat hakları, bu hususu ayrı bir dava konusu yapabilecekleri nedeniyle) sair temyiz itirazları yerinde değildir, reddine. Temyiz edenler, davacı Hazinenin ve davaya asli müdehil sıfatıyla katılan V. E.'nun Arnavut uyruklu mirasçılarının diğer temyiz itirazları ile davalıların tüm temyiz itirazlarına gelince; hemen belirtilmelidirki, V. E.'nun Türk vatandaşı olduğu, mirasçılarının ise Arnavut uyruklu oldukları sabit oup, bu husus tarafların ve Mahkemeninde kabulündedir.  Yukarıda değinilen yasal düzenlemeler ve ilkeler gözetildiğinde, asli müdahil olan Arnavut uyruklu kişilerin V. E.'nun mirasçıları olmaları sebebiyle onun terekesi üzerinde miras haklarının bulunduğu ve buna göre şayet taşınmazlar intikal görüp, el değiştirmemiş olsaydı tasfiyeye tabi tutulmak üzere V.E. mirasçıları adına intikal ettirilip, tescil edilmeleri gerekirdi. Oysa somut olayda; aksi iptal edilmekle sabit olan F.. S. (Ö.)'in' mirasçılığını gösteren veraset ilamı uyarınca, çekişme konusu taşınmazlardaki V. E.'ya ait 2/3 payın, F. S. (Ö.) üzerine intikali sağlanmış, F. S. (Ö.) 'da adına intikal ettirdiği payları satış yoluyla üzerinde kayıtlı pay kalmayacak şekilde elden çıkarmış ve halen bazı payların sicillerinin F. S.(Ö.) 'dan edinenler üzerinde, bazı paylarında sicilleri onlardan edinenlerin üzerinde bulunduğu kayden sabittir. Bilindiği üzere, 27.12.1939 tarih 11/60 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca sicil kayıtlarını üzerine intikal ettiren F. S.. (Ö.) ilk el, ondan sonra edinenler ise ikinci ve bundan sonra edinenler ise sonraki el durumundadırlar. 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunun 1023. maddesi gereğince, sicilin aleniyeti ve güvenirligi ilkesi gereği, taşınmazı sicilden edinen iyiniyetli ikinci el ve ondan sonraki ellerin iktisapları korunabilecektir. Oysa, birinci el durumunda olan kişinin iktisabı (F.'nın) gerçeği yansıtmayan ve hukuken korunmasına olanak bulunmayan belgeye dayalı olması ve yolsuz tescil niteliği taşıması sebebiyle TMK'nun 1023. maddesinin koruyuculuğundan istifadesine yasal açıdan cevaz yoktur. Ne varki, haklarındaki dava kabul edilen F. S. (Ö.) 'dan satın almaları sebebiyle halen sicil kaydı üzerinde bulunan davalılar ikinci el konumunda oldukları halde, Mahkemece, yanılgılı değerlendirmeyle birinci el oldukları kabul edilerek haklarındaki davanın kabulüne karar verilmiş olması isabetsizdir.Esasen, bunlar yönünden de TMK'nun 1023. maddesinde öngörülen koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği yönünde araştırma yapılması gerekirdi. Böyle bir araştırmanın yapılması sonucunda, edinmelerinin korunamayacağının anlaşılması halinde ise, anılan kişiler üzerinde bulunan kayıtların V. E.'nun, Arnavut uyruklu mirasçıları adına tescil edilmesi gerektiğide kuşkusuzdur. Bilindiği üzere, hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları,dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle,alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla Medeni Kanunun 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989, tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023.maddesinin özel hükümleri getirilmiştir. Öte yandan bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş,bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış,iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş,değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarakta tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur.Belirtilen ilke M.K.nun 1023.maddesinde aynen "tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1.fıkrasına göre "Bir ayni hak yolsuz olarak tesçil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tesçile dayanamaz" biçiminde öngörülmüştür. Ne varki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma,toplam düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin,iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır.Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi,hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır.Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı,kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyiniyetli gözükeni değil,gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması,bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle "kötü niyet iddiasının def'i değil itiraz olduğu,iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğin den (resen) nazara alınacağı ilkeleri 8.ll.l99l tarih l990/4 esas l99l/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir. Somut olayda ise; Mahkemece, ikinci ve ondan sonraki eller bakımından çekişme konusu 715 ada 1, 714 ada 2 ve 739 ada 1 parsel sayılı taşınmazlar yönünden yukarıda açıklanan ilkeler gözetildiğinde hükme yeterli bir araştırma, inceleme ve soruşturma yapıldığını söyleme olanağı yoktur. Hal böyle olunca, çekişmeli 715 ada 1, 714 ada 2 ve 739 ada 1 parsel sayılı taşınmazlar yönünden yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde araştırma ve inceleme yapılması, tarafların delillerinin eksiksiz toplanması, toplanan ve toplanacak olan delillerin birlikte değerlendirilmesi, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik soruşturmayla yetinilerek yazılı olduğu şekilde hüküm kurulmuş olması doğru değildir. O halde, hükmü temyiz eden davacı Hazinenin, asli müdahillerin ve davalıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 03.12.2010 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden taraf vekilleri için 825.00.'şer-TL. duruşma avukatlık parasının karşılıklı olarak alınıp birbirlerine verilmesine, 14.12.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
ygty1
24
3
55
-1
78540800
2010/8760
2010/13386
14.12.2010
**7. Ceza Dairesi         2022/12245 E.  ,  2023/11294 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2020/747 E., 2022/235 K. SUÇ : 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet HÜKÜM : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1.Adana 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 22.05.2014 tarihli ve 2013/2357 Esas, 2014/618 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 4733 sayılı Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkol Piyasasının Düzenlenmesine Dair Kanun'a muhalefet suçundan aynı Kanun'un 8 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca neticeten 10 ... erteli hapis ve 83.320,00 TL adlî para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. 2.Anılan kararın sanık tarafından temyizi üzerine Dairemizin, 10.06.2020 tarihli ve 2016/17962 Esas, 2020/8838 Karar sayılı ilâmıyla; Sanığın 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun (5607 sayılı Kanun) 3 üncü maddesinin onsekizinci fıkrası uyarınca cezalandırılması gerektiği gözetilmeden hüküm tesis edilmesi ve 7242 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 61 ve 62 nci maddeleriyle değişik 5607 sayılı Kanun'un 3 ve 5 inci maddelerinde yapılan değişikliklerin, hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmuş sanık lehine olması nedeni ile bozulmasına karar verilmiştir. 3.Adana 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 03.03.2022 tarihli ve 2020/747 Esas, 2022/235 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 5607 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan aynı Kanun'un 3 üncü maddesinin onsekizinci ve yirmiikinci fıkraları uyarınca neticeten 10 ... erteli hapis ve 20,00 TL adlî para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanığın temyiz istemi; ticarî amacı olmadığından beraat kararı verilmesi gerektiği ve re'sen tespit edilecek sebeplerle hükmün bozulması talebine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR 1.İhbar üzerine mahkemeden alınan arama kararı uyarınca sanığın evinde yapılan aramada pet şişeler içinde 167,5 lt boğma rakı ile 1.800 lt üzüm cibresinin ele geçirildiği anlaşılmıştır. 2.Sanık aşamalardaki savunmasında, boğma rakıyı içmek için yaptığını, diğer fermente ürünü ise sirke yapmak için hazırladığını beyan ederek atılı suçu kabul etmemiştir. 3.Dosyada mevcut bilirkişi raporuna göre ele geçen 1.800 lt üzüm cibresinden yaklaşık olarak 240 lt boğma rakı elde edilebileceği tespit edilmiştir. 4.Sanığa etkin pişmanlık için suça konu kaçak eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı tutarı ödemesi halinde cezasında yasal oranda indirim yapılacağının ihtar edildiği, sanığın ödeme imkanı bulunmadığını beyan ettiği anlaşılmıştır. 5.Kaçak eşyanın gümrüklenmiş değerinin pek hafif kabul edildiği, Dairemiz yerleşik uygulamasına göre eşyanın gümrüklenmiş değerinin hafif olduğu anlaşılmıştır. IV. GEREKÇE Eşyanın gümrüklenmiş değeri hafif olduğu halde, pek hafif olduğunun kabulü ile eksik ceza tayini aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. 1.Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların ... biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanığın yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri de reddedilmiştir. 2.Kısa süreli hapis cezası ertelenen sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 53 üncü maddesinin dördüncü fıkrası gereğince hak yoksunluklarına hükmedilemeyeceği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm tesisi, 3.Müsaderesi talep edilen dava konusu içkilerin müsaderesi yerine imhasına karar verilmesi ve tasfiye edilmiş olması nedeniyle müsaderesine yer olmadığına karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. Yargıtay tarafından düzeltilmesi mümkün görülen bu hususlar dışında bir hukuka aykırılık görülmemiştir. V. KARAR Gerekçe bölümünde (2 ve 3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle Adana 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 03.03.2022 tarihli ve 2020/747 Esas, 2022/235 Karar sayılı kararında sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği BOZULMASINA, bu hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesi gereği hüküm fıkrasından hak yoksunluklarına ilişkin bendin çıkarılması, ayrıca müsadereye yer olmadığına ilişkin bentlerin çıkartılarak yerine "Davaya konu eşyanın 5607 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesinin birinci fıkrası yollamasıyla 5237 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca müsaderesine," ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün, Tebliğname’ye kısmen uygun olarak, oy birliğiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.12.2023 tarihinde karar verildi.
ygty1
25
1
42
26
983776300
2022/12245
2023/11294
14.12.2023
**15. Ceza Dairesi         2014/6105 E.  ,  2014/7910 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Dolandırıcılık HÜKÜM : Mahkumiyet Dosya incelenerek gereği düşünüldü; Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır.Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli,olayın özelliği,fiille olan ilişkisi,mağdurun durumu,kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır. Sanığın müteahhitlik ile uğraştığı, katılana 29/04/2009 tarihinde dosyada belirli adreste yapılacak olan inşaattan 45.000.00 TL karşılığında daire satışı yaptığına dair adi yazılı sözleşme yaparak karşılığında katılandan 40.000.00 TL nakit para aldığı, kalan 5.000.00 TL'nin de evin tesliminde ödeneceği hususunda anlaştıkları, sanığın aldığı nakit paraya karşılık olarak katılana 23/06/2009 tarihli 15,000,00 TL meblağlı ve 30/04/2009 tarihli 25,000,00 TL meblağlı senetleri düzenleyerek verdiği, ancak katılanın görme engelli olmasından faydalanarak söz konusu senetlerden 15.000.00 TL'lik senede alacaklı olarak kendi adını yazdığı ve 25.000.00 TL'lik senette alacaklı kısmına katılanın adını eksik olarak Behrem Temur olarak yazıp, katılanın söz konusu senetleri kullanarak hakkında icra takibi yapmasını önleyecek şekilde senet düzenleyerek, katılanın parasını aldıktan sonra herhangi bir ev teslimi yapmamak, parayı geri vermemekten ibaret eyleminin dolandırıcılık suçunu oluşturduğu yönündeki kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir. Sanık hakkında şarta bağlı erteleme hükümleri uygulanmış ise de Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 10/04/2013 tarihli ve 2011/23252 esas, 2013/6583 sayılı kararında da belirtildiği üzere "5237 sayılı Kanun'un 51/2. maddesine göre, cezanın ertelenmesi, mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi koşuluna bağlı tutulabileceği, koşul gerçekleşinceye kadar cezanın infaz kurumunda çektirilmesine devam edileceği, koşulun yerine getirilmesi hâlinde, hâkim kararıyla hükümlü infaz kurumundan derhâl salıverileceği hükmüne yer verildiği, malvarlığına yönelik bazı suçlarda etkin pişmanlığı düzenleyen aynı Kanun'un 168. maddesinde, failin, azmettirenin veya yardım edenin etkin pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme ya da tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde mağdurun rızası aranmaksızın, kısmî geri verme veya tazmin halinde ise mağdurun rıza göstermesi koşuluyla ve etkin pişmanlığın gerçekleştiği yargılama aşaması dikkate alınarak ceza indirimi öngörüldüğü, öte yandan aynen geri verme veya tazmin tedbiri aynı Kanun'un 51. maddesinde bir koşul olarak gösterilmiş ise de, yasal bir indirim nedeninin, bundan yararlanmama iradesini ortaya koyan failin cezasını etkisiz kılacak biçimde aynen tazmin tedbir şartına bağlı tutulması imkanının bulunmadığı, böyle bir uygulamanın, mağdurun zararını soruşturma veya kovuşturma aşamalarında gidermeyen faillere yeni bir olanak tanırken, soruşturma veya kovuşturma aşamalarında zararı ödeyen sanık veya sanıklar aleyhine ve adalete aykırı bir sonuç doğuracağı, maddenin düzenleniş amacının da bu şekilde yorumlanamayacağı gözetilmeyerek etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmayan sanık hakkında ertelemenin, mağdurun uğradığı zararın giderilmesi şartına tabi tutulması aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 22.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
ygty1
-1
1
10
4
312894600
2014/6105
2014/7910
22.04.2014
**5. Hukuk Dairesi         2022/9208 E.  ,  2022/14595 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davanın yapılan yargılaması sonucunda: Davanın kısmen kabulüne dair verilen yukarıda gün ve sayıları yazılı hükmün Yargıtayca incelenmesi, taraf vekillerince verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup uyuşmazlık anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü: - K A R A R - Dava, veraset ilamına dayanılarak gerçekleştirilen taşınmaz satış işleminden doğan zararın, TMK’nın 1007 nci maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece, bozma kararına direnilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılan değerlendirmede, kararın usul hukuku anlamında gerçek bir direnme kararı olmadığı ve yeni hüküm niteliğinde olduğu belirtilerek dosya Dairemize gönderilmiş olmakla işin esasının incelenmesinde; Dosya kapsamından çekişmeli taşınmazda pay sahibi...’nun Türk vatandaşı olduğu, 29.05.1959 tarihinde öldüğü; ... (...) isimli kişinin hasımsız olarak açtığı veraset davası sonucunda, Üsküdar Sulh Hukuk Mahkemesinin 28.12.1977 tarihli ve 1977/2426 Esas, 1977/2243 Karar sayılı kararıyla...'nun tek mirasçısının ... (...) olduğuna karar verildiği; ... (...)'in de bu veraset ilamına istinaden, ...'nun çekişme konusu taşınmazdaki payının üzerine intikalini sağladıktan sonra, bu şekilde edindiği tüm payı 1978-1980 yılları arasında satış yoluyla elden çıkarttığı, sonradan dava dışı kişiler tarafından ... (...) aleyhine açılan ve Türk uyruklu...'nun Arnavut uyruklu olduğu anlaşılan mirasçılarının ve Hazine’nin asli müdahil olduğu verasetin iptali davası sonucunda, Üsküdar 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 06.10.1987 tarihli ve 1978/51 Esas, 1987/1358 Karar sayılı kararıyla, Arnavut uyruklu Abdurrahman, Rıza ve Hekuran'ın sadece taşınır mallar yönünden... mirasçıları olduklarına, taşınmazlar yönünden ise, iki ülke arasında karşılıklılık (mütekabiliyet) bulunmadığından 2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 35. maddesi hükmü gereğince "taşınmazlara ilişkin sadece Hazinenin mirasçı olabileceği" gerekçesiyle Hazine’nin mirasçı olduğunun tespitine ve bu nedenlerle ... (...)’in tek mirasçı olarak kabulüne ilişkin Üsküdar Sulh Hukuk Mahkemesinin 28.12.1977 tarihli ve 1977/2426 Esas, 1977/2243 Karar sayılı veraset ilamının iptaline karar verildiği ve Yasa yollarından geçmek suretiyle kesinleştiği; bunun üzerine Hazinenin, Üsküdar 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 1978/51 Esas, 1987/1358 Karar sayılı veraset ilamına dayanarak, ...'nun çekişme konusu taşınmazdaki 2/3 payının davalılar üzerindeki kaydının iptali ile Hazine adına tescilini istediği; aynı mirasçılık belgesinde...'nun Arnavut uyruklu mirasçıları olduğu saptanan Rıza, Hekuran ile Abdurrahman'ın 19.9.1986 tarihinde ölümü nedeniyle eş ve çocukları Bukuri, Enver, Nexhmie, Fatbardhc ve Bujar'ın, 31.10.2003 tarihinde hasımsız olarak açtıkları veraset davası sonucu...'nun Arnavut uyruklu mirasçıları olduklarına dair Eyüp 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 19.10.2004 tarihli, ve 2003/1020 Esas, 2004/1068 Karar sayılı veraset ilamını ibraz ederek, Hazine'nin açmış olduğu eldeki davada, mirasbırakanları...'ya ait çekişme konusu taşınmazlardaki 2/3 oranındaki payların davalılar üzerindeki tapu kayıtlarının iptaliyle, adlarına tescil talebiyle tapu iptali ve tescil davası açtıkları, Üsküdar 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2007/248 Esas, 2009/155 Karar sayılı ilamı ile dava konusu 736 ada 9 parsel için davanın reddine karar verildiği, bu kararın hem Hazine hem de Arnavut uyruklu mirasçılar olan davacılar tarafından temyiz edildiği, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 14.12.2010 tarihli ve 2010/8760 Esas, 2010/13386 Karar sayılı ilamı ile dava konusu 736 ada 9 parsel sayılı taşınmaz yönünden kararın onandığı, verilen hükmün taraflar açısından kesinleştiği anlaşılmıştır. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de; delillerin değerlendirilmesinde hataya düşülmüştür. Hemen belirtilmelidir ki, Türk Medeni Kanunu'nun 1007 nci maddesinde öngörülen sorumluluk kusursuz sorumluluk olup, Hazine'nin sorumlu tutulabilmesi bakımından; a)-Tapu sicilinin tutulmasından dolayı bir zararın doğmuş bulunması, b)-Memurun hukuka aykırı eyleminin olması, c)-Zarar ile eylem arasında illiyet bağı bulunması, yani illiyet bağının kesilmemiş olması koşullarının gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu koşullara göre, davacının iddia ettiği zararın tapu sicilinin tutulmasından kaynaklandığını kesinlikle söylemek olanaksızdır. Zira, Türk Medeni Kanunu'nun 1007 nci maddesinde yazılı mesuliyet Devletin bu işte çalıştırdığı memurların hata yapmaması hususunda ihtimam ve nezaret göstermesi vecibesine istinat eder. (İmre kusursuz mesuliyet halleri 1949 s. 197) Bu itibarla, davacının iddia ettiği zarar tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanmamakta, somut olayda, tazminat isteğinin dayandırıldığı hukuki sebep sicilin baştan itibaren oluşturulmasına ilişkin işlemlere ait olmayıp sonradan meydana gelen sebebe bağlı olduğu ve sonradan doğan duruma göre de sicilin tutulmasıyla ilgili olarak tapuda görevli memurların yaptığı hukuka aykırı bir işlemin varlığından da bahsedilemez. Öyleyse iddia edilen zararın tapu sicilinin tutulmasından doğmadığı aksine mahkemece verilen ve verildiği tarihte geçerli olan bir veraset ilamına göre işlem yapılmasına rağmen aynı murise ait daha sonra başka mahkemece verilen ve ilk veraset ilamını geçersiz kılan ikinci bir veraset ilamı ile ilk verasetin geçersiz olduğunun anlaşılması üzerine zararın doğduğu tartışmasızdır. Bu durumda tapu memurlarının hukuka aykırı bir eylemi olmadığına göre TMK’nın 1007 nci maddesinde düzenlenen kusursuz sorumluluğun şartları somut olayda gerçekleşmediğinden davanın bu gerekçe ile reddi gerekirken davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir. Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine, 25.10.2022 tarihinde oy çoğunluğuyla karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 28.05.2019 tarihli ve 2019/1017 Esas, 2019/3705 Karar sayılı ilamında ki karara muhalif olarak imza attığım karşı oy yazısındaki gerekçelerde belirttiğim, tapu sicilinin düzenlenmesinin de TMK'nın 1007 nci maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmekte olup tapu memurunun eyleminin hukuka aykırı olmasının zorunlu olmayıp, olayda kusursuz tehlike sorumluluğu uygulanacak olması karşısında murisin taşınmazlarının hukuka aykırı olarak el değiştirmesinin zarara sebebiyet vermesi nedeniyle Devlet oluşacak zararlardan sorumludur, düşüncesi ile Dairemizin sayın çoğunluğunun görüşlerine katılmıyorum.
ygty1
24
-1
55
-1
829914200
2022/9208
2022/14595
25.10.2022
**7. Ceza Dairesi         2021/11093 E.  ,  2023/45 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2015/233 E., 2015/668 K. SUÇ : 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet HÜKÜM : Mahkûmiyet, kaçak içkilerin müsaderesi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Sanıklar hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Adana 19. Asliye Ceza Mahkemesinin, 16.04.2015 tarihli ve 2015/233 Esas, 2015/668 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında 6455 sayılı Kanun ile değişik 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun (5607 sayılı Kanun) 3 üncü maddesinin on sekizinci fıkrası, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 62 nci maddesinin ikinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 52 nci maddesi, 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 5607 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesinin birinci fıkrası yollamasıyla 5237 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 4 gün karşılığı 80,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve kaçak eşyanın müsaderesine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ 1. Katılan ... İdaresi vekilinin temyiz isteği, sanıklar hakkında yetersiz gerekçelerle takdiri indirim uygulandığına ve saptanacak sair sebeplerle usule, Yasaya ve hukuka aykırı olan mahkeme kararının bozulmasına ilişkindir. 2. Sanık ...'nın temyiz isteği, suça konu içkileri ticari amaçla bulundurmadığına, içkilerin salt iş yerinde bulunmuş olmasının ticari amaçla bulundurma olarak kabul edilemeyeceğine, 5607 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin ikinci fıkrasının kendisine hatırlatılmadığına ve mahkeme kararının hakkaniyete aykırı olduğuna ilişkindir. 3. Sanık ...'nın temyiz isteği, mahkeme kararının haksız, usul ve Yasaya aykırı olduğuna ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Olay tutanağı ve dosya kapsamına göre, ...Tekel Bayi isimli iş yerinde sahte boğma rakı satıldığına dair ihbar üzerine, bahse konu iş yerine kolluk kuvvetleri ile Gıda Tarım ve Hayvancılık İlçe Müdürlüğü görevlilerince gidildiğinde, iş yerinde bulunan sanık ...'nın, iş yerinin oğlu olan sanık ...'ya ait olduğunu belirttiği ve kendisine konu anlatıldığında, girişe göre sağ taraftaki buzdolabında plastik şişe içerisinde bandrolsüz şekilde bulunan 7 adet 0,5 litre ve 13 adet 250 ml boğma rakı tabir edilen alkollü sıvıyı görevlilere kendi rızasıyla teslim ettiği anlaşılmıştır. Ele geçen içkilerin; 09.06.2014 tarihli resmi kontrol raporuna göre halk arasında boğma rakı olarak tabir edilen alkollü sıvı olduğu ve üretim izninin bulunmadığı, 22.08.2014 tarihli Gıda Tarım ve Hayvancılık İlçe Müdürlüğü yazısına göre de üretimi yasal olmayan halk arasında boğma olarak tabir edilen alkollü içki olduğu tespit edilmiştir. 23.02.2015 tarihli bilirkişi raporunda suça konu eşyanın boğma rakı tabir edilen ve üzüm cibresinin damıtılması suretiyle elde edilmiş distile alkollü içki olduğu belirlenmiştir. Sanık ...'un aşamalarda, tekel bayisini işlettiğini, boğma rakıyı babası olan diğer sanığın içmesi için bulundurduklarını, sanık ...'in aşamalarda, içmek için bulundurduğunu ve satışını yapmadıklarını beyan ettiği anlaşılmıştır. IV. GEREKÇE Sanıklar hakkında kurulan hüküm, 1. 10.12.2022 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanıp, aynı gün yürürlüğe giren 7423 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi ile 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin yirmiikinci fıkrasının "23 üncü" fıkrası olarak değiştirildiği gözetilerek, hükümden sonra 15.04.2020 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun'un 61 inci maddesi ile 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin yirmiikinci fıkrasına eklenen "Eşyanın değerinin hafif olması halinde verilecek cezalar yarısına kadar, pek hafif olması halinde ise üçte birine kadar indirilir." şeklindeki düzenlemenin sanıklar lehine hükümler içermesi, yine aynı Kanun'un 62 nci maddesi ile değiştirilen 5607 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin ikinci fıkrasına eklenen fıkra uyarınca kovuşturma aşamasında etkin pişmanlık uygulamasının olanaklı hale geldiği ve anılan madde uyarınca suça konu kaçak eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı tutarındaki miktarın hüküm verilinceye kadar Devlet Hazinesine ödenmesi halinde verilecek cezada indirim uygulanacağının hüküm altına alındığı dikkate alınarak, 5237 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi ve 7242 sayılı Kanun'un 63 üncü maddesi ile 5607 sayılı Kanun'a eklenen Geçici 12 nci maddenin ikinci fıkrası gözetilerek ilgili hükümlerin yasal koşullarının oluşup oluşmadığının saptanması ve sonucuna göre uygulama yapma görevinin de yerel mahkemeye ait bulunması zorunluluğu, 2. Sanıklar hakkında takdiri indirim uygulanırken 5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin birinci fıkrası yerine 62 nci maddesinin ikinci fıkrasının yazılması suretiyle 5271 sayılı Kanun'un 232 nci maddesinin altıncı fıkrasına aykırı davranılması, 3. 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin bazı bölümlerinin iptal edilmesi nedeniyle anılan maddenin yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması, 4. Katılan kurum lehine hükmolunan vekalet ücretinin, sanıklardan eşit olarak alınacağının hükümde belirtilmemesi, nedenleriyle hukuka aykırı görülmüştür. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Adana 19. Asliye Ceza Mahkemesinin, 16.04.2015 tarihli ve 2015/233 Esas, 2015/668 Karar sayılı kararına yönelik sanıklar ve katılan ... İdaresi vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.01.2023 tarihinde karar verildi.
ygty1
25
1
42
26
878936800
2021/11093
2023/45
09.01.2023
**2. Hukuk Dairesi         2008/1352 E.  ,  2008/2618 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ :Veraset Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü. 1062 sayılı Mukabelei Bilmisil Kanununa istinaden Bakanlar Kurulunca Arnavut uyruklularla ilgili olarak çıkartılan 28.4.1961 tarihli ve 5/1142 sayılı kararnamenin ve bunun yürürlükten kaldırılmasına dair Bakanlar kurulu’nun 6.1.2005 tarihli ve 8394 sayılı kararının Başbakanlık’tan istenerek dosyaya alınmasından sonra birlikte gönderilmek üzere dosyanın yerel mahkemesine İADESİNE oybirliğiyle karar veriildi. 03.03.2008
ygty1
9
3
31
3
472776600
2008/1352
2008/2618
03.03.2008
**11. Hukuk Dairesi         2019/5306 E.  ,  2020/3158 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince bozmaya uyularak verilen 03.10.2019 tarih ve 2019/327-2019/411 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin davacı vekili ve davalı TPMK vekili tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin 123752, 124197, 124195, 124397, 131142, 140280, 98086, 162920, 165971, 99196, 99 011074, 2007 38280, 2007 38281, 98364, 99 011071, 99 018236, 2008 69710, 2008 69711 sayılı ve "mis", "mis", "mis", "mis", "mis", "mis", "mis", "mis fresko", "mis kalsiyum plus", "mis kefir", "mis ne-fıs", "mis süt 1 litre saf doğal süt şekil", "mis süt 1/2 yağlı 1 litre saf doğal süt şekil", "mis tropikana", "mis çocuk", "mis şekil", "doğal mis süt şekil", "doğal mis süt şekil" ibareli tanınmış markaların sahibi olduğunu, davalının bu markalar ile karıştırma ihtimali bulunacak derecede benzer nitelikteki “BAHÇE MİSS” ibaresini marka olarak tescil ettirmek üzere başvuruda bulunduğunu, 2014/44581 kod numarasını alan başvuruya müvekkili tarafından yapılan itirazın, davalı TPMK YİDK'nın 2016-M-1472 sayılı kararı ile yerinde görülmeyerek reddedildiğini, oysa dava konusu markanın, müvekkilinin “MİS” markasını içererek oluşturulduğunu, “BAHÇE” ibaresinin ise tescili istenen ürünler açısından cins adı olduğundan markaya ayırt edicilik katmadığını, markaların ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu, aynı mal ve hizmet sınıfında yer aldığını, bu sınıfta yer alan ürünleri alışverişte tercih eden tüketicilerin fazla zaman ayırmadan ve dikkat göstermeden satın aldıklarını, davalı tarafın kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, davalı TPMK YİDK'nın anılan kararının iptalini, tescil edilmiş olması halinde diğer davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, taraf markaları arasında karıştırılma ihtimaline yol açacak ölçüde bir benzerlik olmadığını, müvekkilinin markasındaki “MİSS” ibaresinin İngilizce bir kelime olduğunu ve “ıskalamak, kaçırmak, özlemek" anlamında ve evlenmemiş kadın soyadlarının önüne konulan unvan olarak kullanıldığını, dolayısıyla dil kökeni, anlam ve yazım olarak hiç bir benzerlik bulunmadığını, markadaki hakim unsurun “BAHÇE” kelimesi olduğunu, “MİSS” ibaresinin ise tali unsur bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı Türk Patent ve Marka Kurumu vekili, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun bulunduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece Dairemiz bozma ilamına uyularak, davalının 2014/4458 numaralı başvurusunun “BAHÇE MİSS” ibaresinden oluştuğu ve 29, 30 ve 43. sınıflarda tescilinin talep edildiği, davacının itiraza dayanak markalarının ise "MİS" esas unsurlu markalar olduğu ve her iki taraf markası arasında aynı ve benzer emtialar yönünden 556 sayılı KHK’nin 8/1-b maddesi uyarınca karıştırılma ihtimali yaratacak düzeyde benzerlik bulunduğu, davacının "mis" markasının süt ve süt ürünleri emtiaları açısandan tanınmış marka olduğu 43. sınıf Geçici konaklama hizmetleri. Gündüz bakımı (kreş) hizmetleri. Hayvanlar için geçici barınma sağlanması hizmetleri." yönünden tanınmış olmadığı, bu hizmetler yönünden markanın ününden yararlanma olgusunun gerçekleşmeyeceği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile, TPMK YİDK nın 2016-M-1472 sayılı davacının itirazının reddine ilişkin kararının 29. sınıf “Et, balık, kümes ve av hayvanlarının etleri ile her nevi işlenmiş et ürünleri. Kuru bakliyat. Hazır çorbalar, bulyonlar. Zeytin, zeytin ezmeleri. Süt ve süt ürünleri (tereyağı dahil). Yenilebilir bitkisel yağlar. Kurutulmuş, konservelenmiş, dondurulmuş, pişirilmiş, tütsülenmiş, salamura edilmiş her türlü meyve ve sebzeler, salçalar. Kuru yemişler. Fındık ve fıstık ezmeleri, tahin. Yumurtalar, yumurta tozları. Patates cipsleri.” 30. sınıf “Kahve, kakao; kahve veya kakao esaslı içecekler, çikolata esaslı içecekler. Makarnalar, mantılar, erişteler. Pastacılık ve fırıncılık mamulleri, tatlılar. Bal, arı sütü, propolis. Yiyecekler için çeşni/lezzet vericiler, vanilya, baharatlar, domates sosları dahil olmak üzere soslar. Mayalar, kabartma tozları. Her türlü un, irmikler, nişastalar. Toz şeker, kesme şeker, pudra şekeri. Çaylar, buzlu çaylar. Şekerlemeler, çikolatalar, bisküviler, krakerler, gofretler. Sakızlar. Dondurmalar, yenilebilir buzlar. Tuz. Hububat (tahıl) ve mamulleri. Pekmez.” ve 43. sınıf “Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri” emtiası ile sınırlı olarak kısmen iptaline, davalı adına kayıtlı 2014/44581 nolu markasının tescil kapsamında 29.sınıf “Et, balık, kümes ve av hayvanlarının etleri ile her nevi işlenmiş et ürünleri. Kuru bakliyat. Hazır çorbalar, bulyonlar. Zeytin, zeytin ezmeleri. Süt ve süt ürünleri (tereyağı dahil). Yenilebilir bitkisel yağlar. Kurutulmuş, konservelenmiş, dondurulmuş, pişirilmiş, tütsülenmiş, salamura edilmiş her türlü meyve ve sebzeler, salçalar. Kuru yemişler. Fındık ve fıstık ezmeleri, tahin. Yumurtalar, yumurta tozları. Patates cipsleri.” 30. sınıf “Kahve, kakao; kahve veya kakao esaslı içecekler, çikolata esaslı içecekler. Makarnalar, mantılar, erişteler. Pastacılık ve fırıncılık mamulleri, tatlılar. Bal, arı sütü, propolis. Yiyecekler için çeşni/lezzet vericiler, vanilya, baharatlar, domates sosları dahil olmak üzere soslar. Mayalar, kabartma tozları. Her türlü un, irmikler, nişastalar. Toz şeker, kesme şeker, pudra şekeri. Çaylar, buzlu çaylar. Şekerlemeler, çikolatalar, bisküviler, krakerler, gofretler. Sakızlar. Dondurmalar, yenilebilir buzlar. Tuz. Hububat (tahıl) ve mamulleri. Pekmez.” ve 43. sınıf “Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri” emtiası ile sınırlı olarak kısmen hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili ve davalı TPMK vekili temyiz etmiştir. Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekili ve davalı TPMK vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekili ve davalı TPMK vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 10,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacı ve davalı TPMK'dan ayrı ayrı alınmasına, 24/06/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
ygty1
3
-1
24
7
616068100
2019/5306
2020/3158
24.06.2020
**(Kapatılan)16. Hukuk Dairesi         2011/4639 E.  ,  2011/4267 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :KADASTRO MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : KADASTRO KANUN YOLU : TEMYİZ Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle; duruşma için belli edilen gün ve saatte temyiz eden ... geldi. Aleyhine temyiz istenilen taraftan gelen olmadı. Gelenin yüzüne karşı duruşmaya başlandı. Sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmanın bittiği bildirildi. Süresi içinde inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu. GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: Kadastro sırasında ... Köyü 109 ada 1 parsel sayılı 15727.65 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, tapu kaydı, hibe ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle Memet oğlu ... adına, ... Köyü 111 ada 88 parsel sayılı 36524 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, tapu kaydı, haricen satın alma ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle eşit paylarla Memet kızı ... ile Paşa evlatları Muhlis, İmran ve Behrem ... adına tespit edilmiştir. Davacı ... vekili, yasal süresi içinde tapu kaydı ve kesin hükme dayanarak dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine ve çekişmeli 109 ada 1 ve 111 ada 88 parsel sayılı taşınmazların tespit gibi tescillerine karar verilmiş; hüküm, davacı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. Mahkemece; tespit ve davalıların dayanağını oluşturan 1939 tarihli iskan tapu kayıtlarının çekişmeli taşınmazlara uyduğu ve kayıt miktar fazlası bölümler üzerinde davalılar yararına edinme koşullarının oluştuğu kabul edilerek karar verilmiş ise de, yapılan araştırma, inceleme ve uygulama karar vermeye yeterli bulunmamaktadır. Davacı, Akyaka Sulh Hukuk Mahkemesinin 2005/63 Esas- 2006/83 Karar sayılı tescil ilamı ile oluşmuş tapu kaydı ile Akyaka Sulh Hukuk Mahkemesinin 2007/54 Esas; 2008/29 Karar sayılı men'i müdahale ilamına dayanarak dava açmıştır. Dosya içine getirtilen anılan dosyaların incelenmesinden, tescil ilamında Hazine ve Köy Tüzel Kişiliğinin, men'i müdahale ilamında ise davalı ...’nın babası Memet ...'nın taraf olduğu anlaşılmaktadır. Akyaka Sulh Hukuk Mahkemesinin 2007/54 Esas; 2008/29 karar sayıl men'i müdahale ilamı incelendiğinde davacı ...’in tescil ilamı ile oluşmuş tapu kaydına, davalı Memet ...’nın ise çekişmeli yerin köy merası olduğu iddiasına dayandığı anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece tespit ve tarafların dayanaklarını oluşturan kayıt ve belgelerin yöntemince mahalline uygulanması yapılıp kapsamları belirlendikten sonra her bir bölümün hukuki durumlarının tartışılması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır. Hal böyle olunca doğru sonuca ulaşılabilmesi için, yerel bilirkişiler, taraf tanıkları, her iki taşınmazla ilgili tüm tespit bilirkişileri ve uzman fen bilirkişi hazır olduğu halde mahallinde yeniden keşif yapılmalıdır. Yapılacak keşifte, kadastro tespitlerinin dayanaklarını oluşturan tapu kayıtları ile davacının dayanağını oluşturan tapu kaydı ve men'i müdahale ilamı 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 20. maddesinde düzenlendiği şekilde yöntemince mahalline uygulanmalı; yerel bilirkişi ve tanık sözleri komşu taşınmazların dayanaklarını oluşturan kayıtlar ve kadastro tutanağı örnekleri ile denetlenmeli, bilinemeyen sınırlar yönünden taraflara tanıkla kanıtlama olanağı tanınmalıdır. Yapılacak uygulama sonucunda; uzman fen bilirkişisinden, uygulanabilir ve fenni sıhhate haiz haritaları bulunan kayıt ve ilamların kapsamını haritasına göre, uygulanabilir ve fenni sıhhate haiz haritaları bulunmayan kayıt ve ilamların kapsamını okunan sınırları ile yerel bilirkişi ve tanık sözlerine göre açıklar; kadastro paftası ile uygulanan her bir kayıt ve ilamın kapsamını çakıştırmalı olarak gösterir şekilde ayrıntılı rapor ve kroki alınmalıdır. Yine, keşifte hazır bulunacak yerel bilirkişi ve taraf tanıklarından, çekişmeli taşınmazların kayıt ve ilam uygulamaları sonucunda ortaya çıkacak tüm bölümlerinin kime ait olduğu, kim tarafından hangi tarihten beri ve ne şekilde kullanıldığı, zilyetliğin kesintiye uğrayıp uğramadığı, ... ve ... Köyleri arasındaki kadim sınırın neresi olduğu, kadastro sırasında bu sınıra uyulup uyulmadığı gibi hususlar tek tek ve olaylara dayalı olarak sorulup saptanmaya çalışılmalıdır. Yerel bilirkişi ve tanık sözleri arasında doğabilecek çelişkiler, gerektiğinde yüzleştirme yapılarak yöntemince giderilmeye çalışılmalı, tutanakların edinme sebeplerine aykırı sonuçlara ulaşılması halinde, tüm tespit bilirkişileri tanık sıfatıyla dinlenilerek aykırılıkların giderilmesine çalışılmalıdır. Bundan sonra toplanan ve toplanacak deliller birlikte değerlendirilerek, çekişmeli taşınmazların yapılacak kayıt ve ilam uygulamalarına göre belirlenecek her bir bölümü yönünden, kim veya kimler yararına ve ne şekilde edinme koşullarının oluştuğu hususlarında ulaşılacak kanaate göre bir karar verilmelidir. Bu değerlendirme yapılırken, davacının dayanağını oluşturan tapu kaydının oluşumuna esas tescil ilamında Hazine ve Köy Tüzel Kişiliğinin taraf oldukları; davacının dayanağını oluşturan men'i müdahale ilamında davalı ...’nın babası Memet ...’nın taraf olduğu, Memet ...’nın men'i müdahale dosyasında kadastro tespitinin dayanağını oluşturan tapu kaydına değil çekişmeli bölümün köy merası olduğu iddiasına dayanması nedeniyle men'i müdahale ilamının taraflar arasında kesin hüküm değil, güçlü delil oluşturacağı hususları da gözetilmelidir. Eksik inceleme ve araştırmaya dayanılarak karar verilemez. Davacı ...’in temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 12.07.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.
ygty1
24
-1
53
44
781485200
2011/4639
2011/4267
12.07.2011
**12. Ceza Dairesi         2019/1470 E.  ,  2020/640 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi Dava : Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat Hüküm : Davacının tazminat talebinin kısmen kabülü ile 1.745,28 TL maddi, 5.000 TL manevi tazminatın dava tarihi olan 24.05.2015 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalı Hazineden alınarak davacıya verilmesine Davacının tazminat talebinin kısmen kabulüne ilişkin hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan 02.09.2013-21.10.2013 tarihleri arasında yaklaşık 49 gün gözaltında ve tutuklu kalıp beraat eden davacının 10.000 TL manevi tazminat talebine ilişkin davada yerel mahkemece 5.000 TL manevi tazminatın davalı Hazineden alınarak davacıya ödenmesine hükmedilmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından, tebliğnamedeki bozma isteyen görüşe iştirak edilmemiştir. Bozma ilamına uyularak yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; davalı vekilinin davanın reddi gerektiği, usul ve yasaya aykırı karar verildiğine ilişkin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak; 1- Geliri ve tutuklu kaldığı döneme ilişkin kazanç kaybı miktarı konusunda itibar edilebilecek herhangi bir belge ibraz edemeyen davacının, bahse konu döneme ilişkin olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca 16 yaşından büyükler için belirlenen net asgari ücret miktarları üzerinden hesaplanacak 1.294,52 TL'nin gelir kaybı olarak ödenmesine karar verilmesi gerekirken, 07.05.2015 tarihli emniyet araştırmasında belirtilen davacının davulculuk yaptığına dayanılarak bu miktarın üzerinde olacak şekilde 1.745,28 TL olarak tayin edilmesi suretiyle, davacı lehine fazla maddi tazminata hükmolunması, 2- Davacı vekilinin bozmadan önce, talep ettiği tazminat miktarına faiz uygulanması yönünde bir istemi bulunmadığı ve bozmadan sonra ıslah yapılamayacağı hususu da dikkate alındığında, hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarlarına faiz uygulanamayacağı gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi, Kanuna aykırı olup, davalı vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenlerle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konularda, aynı Kanunun 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden maddi tazminat miktarının "1.294,52" TL’ye indirilmesi, hüküm fıkrasının "1" ve "2" fıkralarındaki "talep gibi dava tarihi olan 24.05.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte'' ibaresinin çıkartılması suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 20.01.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
ygty1
-1
-1
-1
-1
578000200
2019/1470
2020/640
20.01.2020
**7. Hukuk Dairesi         2013/2027 E.  ,  2013/1322 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi :İş Mahkemesi Dava Türü :İşe İade YARGITAY İLAMI Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Davacı işçi, davalı işyerinde 05.08.2008 tarihinden itibaren başuzman olarak belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalıştığını, işin niteliği gereği sürekli olması ve toplam hizmet süresi içerisinde her yıl ve hiçbir esaslı neden gösterilmeksizin iş sözleşmesinin yenilenmiş olduğunu ve iş sözleşmesinin sebep gösterilmeksizin 23.07.2012 tarihinde feshedildiğini belirterek feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini, işe başlatılmama halinde ödenmesi gereken tazminat ile boşta geçen süre ücret ve diğer haklarının belirlenmesini talep etmiştir. Davalı işveren, davacı ile yapılan sözleşmelerin belirli süreli sözleşmeler olduğunu, davacının görevi ve yaptığı işin niteliği itibariyle iş sözleşmesinin belirli sürelerle uzatılmış ise de davacı ile yapılan belirli süreli iş sözleşmesinin süresinin bitiş tarihi itibariyle davacının kurumdaki görevinin de sona erdiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davacı ile davalı işveren arasında düzenlenen sözleşmeler uyarınca davacının tam zamanlı statüde başuzman olarak görev yapacağının düzenlendiği, davacının işinin asli ve sürekli işlerden olduğu, davalıya ait süreklilik arz eden işte başuzman olarak çalışan davacı işçi ile belirli süreli iş sözleşmesi yapılmasını gerektirir objektif haklı bir sebep bulunmadığı, bu sebeple, sözleşmenin 2013/2027 -2013/1322 S/2 başlangıçtan itibaren belirsiz süreli olduğu, davalı işverence fesih için geçerli bir sebep ileri sürülmediği gibi, fesih sebebini açıkça ve kesin bir şekilde belirten yazılı bir fesih bildiriminin de bulunmadığı, gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Somut olayda, davacı ile davalı işveren arasında düzenlenen toplamda 5 adet belirli süreli iş sözleşmesinde, davacının tam zamanlı statüde başuzman olarak görev yapacağının düzenlendiği, davacının işinin asli ve sürekli işlerden olduğu, davalıya ait süreklilik arz eden işte başuzman olarak çalışan davacı işçi ile belirli süreli iş sözleşmesi yapılmasını gerektirir objektif haklı bir neden bulunmadığı, bu sebeple, sözleşmenin başlangıçtan itibaren belirsiz süreli olduğu, davalı işverence fesih için geçerli bir sebep ileri sürülmediği gibi, fesih sebebini açıkça ve kesin bir şekilde belirten yazılı bir fesih bildiriminin de bulunmadığı, bu nedenle feshin geçersizliğine ve davacı işçinin işe iadesine ilişkin mahkemenin kabul kararı yerinde olup davalının bu yöne ilişkin temyiz itirazı yerinde değildir. 278 sayılı ...ve ... Araştırma Kurumun Kurulması Hakkında Kanunu'nun 14/1-c. maddesi: “Taraf olduğu dava, icra ve benzeri takiplerde 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanununda sayılan yargı harçlarından, muaftır” hükmünü içermektedir. Davalı kurumun 278 sayılı Kanun'un 14/1-c. maddesi uyarınca yargılama harçlarından muaf olmasına rağmen mahkemece “davacı tarafından yapılan 21,15 TL başvurma harcı, 21,15 TL peşin harç olmak üzere toplam 42,30 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,” şeklinde hüküm kurularak davalı kurumun yargılama harçlarından sorumlu tutulması hatalı ise de bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hüküm bozulmamalı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesi uyarınca uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 438/7. maddesi maddesi uyarınca düzeltilerek onanmalıdır. SONUÇ; Yukarıda açıklanan nedenle temyiz olunan kararın hüküm fıkrasının III. bendinde yazılı olan “Davacı tarafından yapılan 21,15- TL başvurma harcı, 21,15-TL peşin harç olmak üzere toplam 42,30 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,” rakam ve sözcüklerinin hükümden ./.. 2013/2027-2013/1322 S/3 çıkarılarak yerine; "Davacı tarafça yatırılan 21,15-TL başvuru harcı ve 21,15-TL karar harcının, davalı kurum harçtan muaf olduğundan, talep halinde davacıya iadesine" rakam ve sözcüklerinin yazılmasına ve hükmün bu düzeltilmiş şekliyle ONANMASINA, 20.02.2013 gününde oybirliği ile KESİN olarak karar verildi.
ygty1
19
3
48
14
1113966700
2013/2027
2013/1322
20.02.2013
**1. Hukuk Dairesi         2016/10130 E.  ,  2020/1933 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar arasında görülen davada; Davacı Hazine, çekişme konusu ... ada ..., ... ada ..., ... ada ... ve ... ada ... parsel sayılı taşınmazlarda 2/3 pay sahibi ...'nun, Türk Vatandaşı olup, 29.05.1959 tarihinde öldüğünü; ... (...) isimli kişinin ...'nun tek mirasçısı olduğuna ilişkin aldığı veraset belgesine istinaden adına intikalini sağladıktan sonra, bu şekilde edindiği tüm payı satış yoluyla elden çıkarttığını, ... (...) adına intikale dayanak anılan veraset ilamının ... 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 6.10.1987 günlü, 1978/ 51 esas, 1987/ 1358 karar sayılı kararıyla iptal edilerek, ... uyruklu ..., ... ve ...'ın sadece taşınır mallar yönünden ... mirasçıları olduklarına, taşınmazlar yönünden ise, iki ülke arasında karşılıklılık (mütekabiliyet) bulunmadığından 2644 sayılı Tapu Kanunun 35. maddesi hükmü gereğince Hazinenin mirasçı olduğunun tespitine karar verildiğini ve kesinleştiğini, yolsuz tescil durumunun söz konusu olduğunu; çekişme konusu taşınmazlarda, ... (...)'dan satın almak suretiyle edindikleri pay halen adlarına kayıtlı bulunan davalılar ile birlikte bu şekilde edinenlerden satın almak suretiyle kayıt maliki olan davalıların iyiniyetli olmadıklarını ileri sürerek tapu iptali ve Hazine adına tescilini istemiştir Asli müdahiller ...'nun Arnavut uyruklu mirasçıları; 31.10.2003 tarihinde hasımsız olarak açtıkları veraset davası sonucu ...'nun Arnavut uyruklu mirasçıları olduklarına dair ... 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 19.10.2004 tarih 2003/1020 esas, 2004/ 1068 karar sayılı veraset ilamını ibraz ederek, Hazinenin açmış olduğu eldeki davada, mirasbırakanları ...'ya ait çekişme konusu taşınmazlardaki 2/3 oranındaki payların davalılar adlarına tapu kayıtlarının iptali ve adlarına tescilini talep etmişlerdir. Bir kısım davalılar, Türk Medeni Kanunun 1023. maddesi gereğince, sicilin aleniyeti ve güvenirligi ilkesi gereği, taşınmazı sicilden edinen iyiniyetli kişiler olduklarını, iktisapları korunması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuşlar, diğerleri davaya yanıt vermemişlerdir. Davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen karar Dairece; "...Hazineninde müdahale yoluyla taraf olduğu ve derecattan geçerek kesinleşen ... 2.Sulh Hukuk Mahkemesine ait 978/51 esas sayılı mirasçılık belgesinde, çekişme konusu taşınmazlarda 2/3 pay sahibi olan ...'nun mirasçısız olmadığı, aksine ... uyruklu eldeki davanın asli müdahilleri ..., ... ile ...'ın; ...'ın ölümüylede eş ve çocukları ..., ..., ..., .. ve ...'ın ... mirasçıları oldukları açıktır. Öyleyse, Hazinenin son mirasçı sıfatıyla çekişme konusu taşınmazlarda mülkiyetten kaynaklanan bir hakkının varlığından bahsedilemez.....O halde, yukarıda açıklanan tüm bu ilkeler ve yasal düzenlemeler gözetildiğinde, Hazinenin, somut olay bakımından dava hakkının varlığının tasfiye hükümlerinden kaynaklanacağı tartışmasız olup, kendi adına tapu iptal ve tescil istekli Hazinenin davasının bu istek bakımından reddine karar verilmesi gerekeceği tartışmasızdır.Diğer taraftan; çekişmeli taşınmazlardan ... ada ... parsel sayıl taşınmaz yönünden davanın reddine karar verildiği; iş bu taşınmazda ...'ya ait 2/3 payın, ... (... )'nın satışından sonra paydaş olanlar ile diğer 1/3 payın sahibi olan paydaşların taraf olduğu ... 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2000/43 esasında kayıtlı ortaklığın giderilmesi davası sonucunda, ortaklığın satış yoluyla giderilmesine ilişkin verilen karar üzerine yapılan ihale ile taşınmazda pay satın alan tüm paydaşların, taşınmazın tamamını davalı ...'na 30.6.2004 tarihinde satış yoluyla temlik ettikleri, davalı ...'nun ediniminde kötüniyetli olmadığı, TMK'nun 1023. maddesinin koruyuculuğunda bulunduğu isabetle değerlendirilerek, çekişme konusu ... ada ... parsel sayılı taşınmaz yönünden davanın tümden reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur.......Ne varki, haklarındaki dava kabul edilen ... (...) 'dan satın almaları sebebiyle halen sicil kaydı üzerinde bulunan davalılar ikinci el konumunda oldukları halde, Mahkemece, yanılgılı değerlendirmeyle birinci el oldukları kabul edilerek haklarındaki davanın kabulüne karar verilmiş olması isabetsizdir.Esasen, bunlar yönünden de TMK'nun 1023. maddesinde öngörülen koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği yönünde araştırma yapılması gerekirdi...Hal böyle olunca, çekişmeli ... ada ..., ... ada ... ve ... ada ... parsel sayılı taşınmazlar yönünden yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde araştırma ve inceleme yapılması, tarafların delillerinin eksiksiz toplanması, toplanan ve toplanacak olan delillerin birlikte değerlendirilmesi, sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği.." gerekçesiyle bozulmuş, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda, kayıt maliki davalıların iyiniyetli oldukları gerekçesiyle asli müdahillerin davasının esastan, mülkiyetten kaynaklanan hakkı bulunmayan davacı hazinenin davasının usulden reddine karar verilmiştir. Karar, davacı Hazine ve asli müdahiller ...'nun Arnavut uyruklu mirasçıları tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 18.03.2020 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı ... vekili Avukat ... ile temyiz edilen davalı ... vekili Avukat ... davalı ... vekili Avukat ... geldiler duruşma tebliğine rağmen temyiz edilen davalı ... Baştan vekili Avukat ve diğerleri gelmedi yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü: -KARAR- Hükmüne uyulan bozma kararında, gösterildiği şekilde işlem yapılarak karar verilmiştir. Davacı Hazine ve asli müdahiller ...'nun Arnavut uyruklu mirasçılarının yerinde bulunmayan temyiz itirazının reddi ile usul ve yasaya ve bozma kararının gerekçelerine uygun olan hükmün ONANMASINA, 02.01.2020 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz edilen vekili için 2.540.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edenlerden alınmasına ve aşağıda yazılı 54.40 TL onama harcının asli müdahillerden alınmasına, Harçlar Kanununun değişik 13. maddesinin j. Bendi gereğince Hazineden harç alınmasına yer olmadığına 17/03/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
ygty1
24
3
55
43
592853500
2016/10130
2020/1933
17.03.2020
**17. Hukuk Dairesi         2018/4664 E.  ,  2020/5508 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki Tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda verilen hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalılar ... ve ... vekilleri tarafından talep edilmiş, davalı ... vekilince de duruşma istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen 26.06.2018 Salı günü davalı ... vekili Av. ... ile davalı ... geldi. Davacı ve diğer davalı taraftan gelen olmadı. Temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar vekilleri dinlendikten sonra eksiklik nedeniyle mahkemesine iade edilen dosya eksiklik tamamlanıp tekrar gelmekle, incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili, davalı borçlu ... hakkında takip başlatıldığını, takibin semeresiz kaldığını, borçlunun dava konusu taşınmazlarını 27.02.2009 tarihinde davalı ...'a devrettiğini belirterek, bu tasarrufların iptalini talep etmiştir. Mahkemenin davanın reddine ilişkin kararı Dairemizin 10.04.2012 tarih 2011/8197 Esas ve 2012/4355 Karar sayılı ilamı ile dava konusu edilen 156 ada 5 nolu parsel üzerindeki 107.000,00 TL ipotekle birlikte 2.000,00 TL. bedelle, 2018 nolu parsel ise üzerindeki toplam 300.000,00 TL ipotek ile birlikte 25.000,00 TL bedelle borçlu davalı ... tarafından diğer davalı ...’e satıldığı bilirkişiler tarafından yapılan incelemede ise 156 ada 5 nolu parselin tasarruf tarihindeki gerçek değerinin 140.000,00 TL., 2018 nolu parelin ise 202.398,00 TL olduğu bildirildiği, görünürde ivazlar arasında fahiş fark bulunmakla birlikte davalı ...'un taşınmazların satış bedeli olarak borçlu davalıya Tekstilbank kanalı ile 67.000,00 ve 75.000,00 TL ödemede bulunduğunu, ayrıca taşınmazlar üzerindeki ipotek borcu için 180.000,00 TL ödemede bulunduğunu bildirdiği, ancak borçlu davalı ...'un, Tekstilbank kanalı ile yapılan ödemenin Kapital Finans’ta çalışan dayısının oğlu ... ’nin şahsi parasından aldıkları 140.000,00 TL.nin kendisine havale ediliyormuş gibi yapıldığını, bu paranın gerçekte ödenmediğinin savunulduğu, bu durumda mahkemece dava konusu taşınmazların üzerindeki ipotek bedellerinin ödenip ödenmediği, ödenmiş ise kim tarafından ödendiğinin araştırılması, yine davalı ... tarafından Tekstilbank kanalı ile davalı ...’a gönderilen paranın borçlu davalının savunmasında ileri sürdüğü gibi ... ’nin hesabından çekilip çekilmediğinin araştırılması, gerektiğinde adı geçen şahsın banka hesapları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılması, 2018 nolu parsel üzerinde imalathane olduğu tapu kaydında belirtildiğinden bu imalathanenin borçlunun ticari işletmesi olup olmadığı, ticari işletme ise hangi tarihlerde faaliyet gösterdiğinin araştırılması ve sonucuna göre İİK.nun 280/son maddesinin olayda uygulama yeri olup olmadığının irdelenmesi ondan sonra toplanan ve toplanacak olan tüm delillerin birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozulmuş, bozmadan sonra dava konusu 156 ada 5 parsel ...'e satıldığından anılan şahısta davaya dahil edilerek her iki taşınmaz yönünden davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalılar ... ve ... vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. Dava İİK'nun 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali davasına ilişkindir. 1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, bozmaya uygun olarak karar verilmiş bulunmasına göre, davalı ... vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Dava konusu taşınmazlardan 2018 nolu taşınmaz yargılama devam ederken, borçlunun bir başka alacaklısı olan ... Bankası AŞ'nin yaptığı takip sırasında Silivri 1. İcra Müdürlüğünün 2009/1836 Talimat sayılı dosyasından 26.06.2015 tarihli ihalede 178.000,00 TL bedel ile alacaklı ... Bankası AŞ. alacağa mahsuben satın almış, ancak ihale bedeli alacağını karşılamaya yeterli olmamıştır. Bu durumda, davanın konusu kalmadığından, mahkemece HMK’nun 331. maddesi gereğince bu taşınmaz yönünden konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 3-Dava konusu 156 ada 5 parselle ilgili olarak, taşınmazın borçlu Ergun tarafından 27.02.2009 tarihinde davalı ...’a yapılan satışının iptali yerinde ise de, aynı taşınmazın davalı ...’a yapılan satışının iptali için incelenen karar da bir gerekçe bulunmamaktadır. Mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması Anayasa hükmüdür (md.141/3). Mahkemenin, tarafların açıklamalarını dikkate alarak değerlendirmesi ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesi hukuki dinlenilme hakkının da (HMK.md.27) gereğidir. Bu husus aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılama hakkı kapsamında da güvence altına alınmış haklardandır. Yargı organları her iki tarafın iddia ve savunmaları ile delillerini değerlendirip, sabit görülen maddi vakıaları ve bunlardan çıkardıkları sonuç ve hukuki sebepleri gerekçelerine yansıtmalıdırlar. Somut olayda 156 ada 5 parsel Silivri İcra Müdürlüğünün 2014/317 talimat sayılı dosyasından ihalede satılmış, ihale daha sonra Silivri 1. İcra Mahkemesinin 2017/35 Esas 2017/215 Karar sayılı ilamı ile fesh edilmiştir. Bu kararlarda ihale alıcısı olarak dava dışı Mehmet Behrem isimli şahıs görülmektedir. Davalı ... taşınmazın davalı ...’a satışının ihale ile yapıldığını ileri sürmektedir. Mahkemece, taşınmazın davalı ... tarafından ne şekilde alındığının tapu akit tablosu ilgili icra dosyası da getirtilerek netleştirilip, bu davalı yönünden de dava delilleri, maddi vakıalar ve çıkardığı sonuç ve hukuki sebepleri belirtecek şekilde karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi de isabetsiz olmuştur. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının, (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 1.630,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davalı ...'e verilmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı ... ile ...'e geri verilmesine, 13/10/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
ygty1
24
3
-1
-1
610436000
2018/4664
2020/5508
13.10.2020
**11. Hukuk Dairesi         2016/6214 E.  ,  2018/255 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : ... FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada ... Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 17/03/2016 tarih ve 2016/21-2016/37 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin 2008/30839 sayılı "SE-SO MACARONİ EXPRESS" markasını 43. sınıfta adına tescil ettirdiğini, yiyecek ve içecek sağlanması hizmetlerinde işletmeler zinciri kurup bir çok şehirde şube açtığını, farklı işletmelere de franchising verdiğini, davalının ...'da "Yamyam Macaroni" isimli işletme ile müvekkili ile aynı alanda faaliyet gösterdiğini, menülerinde fiyatları aşağı çekip müvekkili ile aynı fotoğrafları kullandığını, tüketicinin işletmeler arasında bağlantı kuracağını, her iki işaretteki asıl unsurun "MACARONİ" ibaresinden oluştuğunu, davalının bu eyleminin haksız rekabet ve marka hakkına tecavüz teşkil ettiğini ileri sürerek marka hakkına tecavüzün tespitini, önlenmesini, kararın ilanını talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, "macaroni" kelimesinin İtalyan asıllı bir makarna çeşidi olduğunu, dünya çapında kullanıldığını, makarna, hamburger, salata ürünleri satan müvekkilinin sadece bu ibare ile değil "YAMYAM MACARONİ" adıyla hizmet verdiğini, müvekkilinin "MACARONİ" ibaresini işletmesinde kullanmakla sunduğu mal ve hizmetin cinsini belirttiğini, bu şekildeki kullanımın davacının marka hakkını ihlal etmediğini, "macaroni" kelimesinin davacının tekelinde olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı adına tescilli 2008/30839 sayılı markanın "SE-SO MACARONI EXPRESS" ibaresini taşıdığı, işletmesinde de markanın asıl unsuru olan "MACARONI EXPRESS" kelimelerini kullandığı, kullanımın tescil kapsamında kaldığı, makarna kelimesinin İtalyancadaki karşılığının "pasta, pastaciutta, macchreoni" şeklinde olduğu, kelimenin kökeni üzerinde durmayacak olan ortalama tüketicinin İtalyanca sözcük aslını ve okunuşunu bilemeyeceği, kelimeyi makarna ile bağlantılı bir ibare olarak değerlendirme ihtimali varsa da marka olarak da algılayacağı, davalının tanıtıcı işaretlerinde bu ibarenin üstünde çok küçük puntolarla "YAMYAM" kelimesini eklemek suretiyle kullanımının iltibasa neden olacağı gerekçesiyle davalının restoranında "MACARONİ" ibaresini işletme adı olarak kullanmasının, tabela, tanıtım gereçleri, menü, fiyat listesi ve sair iş evraklarında kullanmasının markaya tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, önlenmesine, tecavüzün durdurulmasına, hükmün ilanına karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Dava, marka hakkına tecavüzün tespiti ile önlenmesi istemine ilişkindir. Davalı vekili, davacı adına tescilli marka ve müvekkilinin tanıtıcı işaretinde yer alan "MACARONİ" ibaresinin bir makarna cinsini ifade ettiğini, 43. sınıf "yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri" bakımından karakteristik özellik belirttiğini, anılan sözcüğün bu hizmetler bakımından kimsenin tekeline verilemeyeceğini savunmuştur. Bu durumda, taraflara ait işaretlerde yer alan "MACARONİ" ibaresinin 43. sınıf "yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri" bakımından tasviri işaret niteliğinde olup olmadığı ve bu ibarenin 556 sayılı KHK hükümleri uyarınca korunması gereken markanın asli unsuru niteliği taşıyıp taşımadığı hususunda ilgili gıda sektöründe uzman bir bilirkişinin de içinde bulunduğu bilirkişi heyetinden görüş alınarak ulaşılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 15/01/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
ygty1
3
-1
24
7
403961400
2016/6214
2018/255
15.01.2018
**2. Hukuk Dairesi         2006/16284 E.  ,  2007/10140 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ       :Beyoğlu 3.S.H. TARİHİ        :29.05.2006 SONUÇ: Temyiz edilen hükmün gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.  14.06.2007 per.
ygty1
14
3
30
3
83021200
2006/16284
2007/10140
14.06.2007
**3. Hukuk Dairesi         2024/2719 E.  ,  2024/4051 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1064 E., 2024/1271 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Silivri 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/211 E., 2023/350 K. Taraflar arasındaki yeniden yargılama yoluyla tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; Mahkemenin 2016/97 Esas 2016/289 Karar sayılı dosyasından verilen kararla ilgili Anayasa Mahkemesine yaptıkları başvurunun haklı görüldüğünü, hak ihlalinin ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması yönünde karar verildiğini, kararın 45. maddesinin son cümlesine göre taşınmazın ihale tarihindeki bedelinin, ihale bedeli düşüldükten sonraki kısmının güncel değerinin hesaplanması için dosyanın güncel değer hesaplaması alanında uzman hesap bilirkişisine gönderilmesini talep etmiş ve ıslah dilekçesi ile de fazlaya dair talep ve dava haklarını saklı tutarak 3.974.905,50 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; Silivri 2.Asliye Hukuk Mahkemesince verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğunu, Anayasa Mahkemesi kararında ihale feshedildiği için ihaledeki satış bedelinin dikkate alınamayacağı belirtilmiş ise de ihalenin fesih sebebinin bilirkişi tarafından taşınmazın değerinin düşük belirlenmesi olmadığını, usuli yönden ihalenin feshine karar verildiğini, dava konusu taşınmazın değerinin düşük belirlendiği belirtilmiş ise de ilk satışta bu değere bile satılamadığını, eski kanun hükümleri gereğince ikinci satışta belirlenen değerin %50'sine alıcı bulabildiğini, bu husus da dikkate alındığında davacının bu yönde bir hak kaybının söz konusu olmadığını, açılan yargılamanın iadesi davasının usul ve yasalara aykırı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI 1. İlk Derece Mahkemesinin 06.05.2014 tarihli, 2009/801 Esas, 2014/236 Karar sayılı kararıyla; maddi tazminat istemi yönünden davanın kabulü ile; evin değeri için 234.524,00 TL, yoksun kalınan kira gelirleri için 12.574,00 TL ve bu olaydan dolayı açtığı veya katıldığı davalarda yüklendiği yargılama masrafları için taleple bağlı kalınarak 10.000,00 TL olmak üzere toplam 257.098,00 TL tazminata hükmedildiği, davalının temyizi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 28.04.2015 tarihli, 2015/1485 Esas, 2015/5236 Karar sayılı kararıyla; ihalenin feshine ilişkin İcra Mahkemesi kararlarının kesin hüküm oluşturduğu ve eldeki tazminat dosyası yönünden bağlayıcı olduğu, ihalenin feshi davasında ceza dosyası esas alınarak hüküm kurulması sebebiyle taşınmazın 17.7.2002 tarihi itibari ile değerinin Asliye Ceza Mahkemesine sunulan rapordaki gibi 95.000,00 TL olduğunun kabulü gerektiği, bu durumda davacının zarar olarak talep edebileceği miktarın bu bedel esas alınarak ve oranlama yapılmak suretiyle belirlenmesi gerektiği kabul edilerek karar davalı yararına bozulmuş, Mahkemenin 22.12.2016 tarihli, 2016/97 E., 2016/289 K. sayılı kararıyla; Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin bozma ilamına uyulmasına karar verilerek yapılan yargılama sonucu davacının maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile; 15.122,69 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline fazlaya ilişkin talep ile manevi tazminatın reddine dair verilen kararın, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 16.01.2018 tarihli, 2017/2641 E., 2018/105 K. sayılı ilamıyla onandığı, taraf vekillerinin karar düzeltme istemlerinin de aynı Dairenin 09.05.2019 tarihli, 2018/2411 E., 2019/2711 K. sayılı kararıyla reddedildiği ve hükmün kesinleştiği anlaşılmıştır. 2. Davacı vekilinin adil yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle 25.06.2019 tarihinde Anayasa Mahkemesine başvurusu üzerine, Anayasa Mahkemesinin 30.03.2022 tarihli ve 2019/21111 başvuru nolu kararıyla; Daire kararında ihalenin feshine ilişkin icra mahkemesi kararlarının kesin hüküm oluşturduğu ve eldeki tazminat dosyası yönünden bağlayıcı olduğu vurgulanmış olsa da zararın hesaplanması için önerilen yöntemin ihalenin feshedilmiş olduğu gerçeğini ıskaladığı, Dairenin, ihalenin 67.600,00 TL yerine 95.000,00 TL üzerinden açıldığı varsayılarak hareket edilmesi gerektiğini kabul ettiği, oysa feshedilen bir ihalenin yapıldığı kabulü üzerinden hesaplama yapılmasının makul olmadığı, Mahkeme kararıyla ihale feshedildiğine göre ihlalin gerçek manada gideriminin ancak zararın, söz konusu ihalenin hiç yapılmadığı kabul edilerek hesaplanması hâlinde sağlanabileceği, diğer bir ifadeyle başvurucunun, hukuka aykırı olduğu saptanan ihalenin hiç yapılmamış olması hâlinde içinde bulunacağı konuma en yakın duruma getirilmesinin temin edilmesi gerektiği, bunun da taşınmazın ihale tarihindeki bedelinin ihale bedeli düşüldükten sonraki kısmının güncel değerinin ödenmesinini zaruri kıldığı, bu durumda Dairenin zararın hesaplanmasında ihalenin feshedildiği gerçeğini dikkate almayan yorumunun başvurucunun mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının giderilmesini önlediği, anılan yorum sebebiyle, teorik düzeyde etkili olduğu tespit edilen başvuru yolunun somut olayda başarı şansı sunma kapasitesini yitirdiği gerekçesiyle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ve mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Silivri 2. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2016/97, K.2016/289) gönderilmesine, başvurucunun tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir. 3. Yeniden yapılan yargılama üzerine İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda dava konusu taşınmazın ihale tarihindeki bedelinin ihale bedeli düşüldükten sonraki kısmının güncel değerinin hesaplanması için keşif yapılarak rapor alındığı, ıslah işlemi yasa gereği ikinci kez yapılamayacağından, ikinci ıslah işleminin yok hükmünde sayılması gerektiği gerekçesiyle davacının davasının kabulü ile; 247.098,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili; hak ihlalini ortadan kaldıracak biçimde hesaplama yapılmadığını, hak ihlalinden sonra verilen ıslah dilekçesine göre karar verilmesi gerekirken mahkemece hak ihlali kararından önceki ıslah dilekçesine göre değerlendirme yapılmasının hatalı olduğunu, raporu düzenleyen bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda uzman olmadığını ileri sürerek; usul ve kanuna aykırı olan kararın kaldırılmasını talep etmiştir. 2.Davalı vekili; Silivri 2. Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan 2016/97 Esas sayılı dosyasında da Silivri Asliye Ceza Mahkemesinde belirlenen 95.000.00 TL’lik değerin esas alındığını ve ona göre bir uyarlama yapılarak davacıya ödenecek tazminat bedeli belirlendiğinden davanın reddi gerektiğini, hükme esas alınan raporun gerek Anayasa Mahkemesi kararına gerekse usul ve yasalara aykırı olduğunu, Anayasa Mahkemesince verilen kararda taşınmazın ihale tarihindeki bedelinin düşüldükten sonraki kısmının güncel değerinin ödenmesi gerektiğinin belirtildiğini, dava konusu taşınmaza ilişkin olarak Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan keşif sonrasında düzenlenen bilirkişi raporuna göre belirlenen değer 95.000,00 TL iken bilirkişiler tarafından düzenlenen raporda dava tarihi olan 2022 yılına göre bir değer belirlenerek bu değerin ihale tarihine uyarlanması sonucunda bulunan bedelin 434.748.93 TL olarak belirlenmiş olmasının da usul ve yasalara aykırı olduğunu, ayrıca yargılama sonucunda belirlenen tazminat bedelinin davacıya ödendiğini ve ödenen bu bedelin de hükmedilecek kısımdan mahsup edilmesi gerektiğini, Mahkemece bu hususun dikkate alınmadan davanın ilk ıslah dilekçesi üzerinden kabulüne karar verilmesinin usul ve yasalara aykırı olduğunu, ayrıca davacı vekili lehine davanın kabulüne karar verilen kısım üzerinde vekalet ücretine hükmedildiğini, ancak davacı vekilinin ıslah dilekçesinin reddine karar verilen kısmı üzerinden de lehe vekalet ücreti takdiri gerektiğini beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle tarafların istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili; istinaf sebeplerini tekrar ederek kararın bozulmasını talep etmiştir. 2.Davalı vekili; istinaf sebeplerini tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, Anayasa Mahkemesi ihlal kararı üzerine yeniden yargılama yapılması ve tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 35 inci ve 40 ıncı maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Dava konusu Anayasa Mahkemesinin 30.03.2022 tarihli ve 2019/21111 Başvuru nolu ihlal kararının 43 üncü bendi; ''Öte yandan taşınmazın mülkiyetinin kaybedildiği tarihteki değerinin Asliye Ceza Mahkemesindeki yargılamada tespit edilen 95.000 TL olarak esas alınmasında da mülkiyet hakkını ihlal eden bir yön bulunmamaktadır. Bu bağlamda Dairenin, ihalenin İcra Hukuk Mahkemesince feshedilmesinde Asliye Ceza Mahkemesine sunulan bilirkişi raporunun etkili olduğu, dolayısıyla taşınmazın değeri olarak bu raporun esas alınması gerektiği yönündeki değerlendirmesi makul ve başvurucunun düçar olduğu gerçek zararı tespite elverişli bulunmuştur. '' 44 üncü bendi; ''Bununla birlikte başvurucunun evinin satılmasına ilişkin ihalenin mahkeme kararıyla feshedildiğinin özellikle altını çizmek gerekir. Dolayısıyla başvurucunun zararının hesaplanmasında ihalenin feshedildiği gerçeği gözden uzak tutulmamalıdır. Bu durumda ihalenin geçerli olduğu kabulü üzerinden yapılacak hesaplamanın mülkiyet hakkına yapılan kanuna aykırı müdahalenin sonuçlarını telafi etmeme riski bulunmaktadır.'' 45 inci bendi ise; ''Daire kararında ihalenin feshine ilişkin icra mahkemesi kararlarının kesin hüküm oluşturduğu ve eldeki tazminat dosyası yönünden bağlayıcı olduğu vurgulanmış olsa da zararın hesaplanması için önerilen yöntem ihalenin feshedilmiş olduğu gerçeğini ıskalamaktadır. Daire, ihalenin 67.600 TL yerine 95.000 TL üzerinden açıldığı varsayılarak hareket edilmesi gerektiğini kabul etmektedir. Oysa feshedilen bir ihalenin yapıldığı kabulü üzerinden hesaplama yapılması makul değildir. Mahkeme kararıyla ihale feshedildiğine göre ihlalin gerçek manada giderimi ancak zararın, söz konusu ihalenin hiç yapılmadığı kabul edilerek hesaplanması hâlinde sağlanabilecektir. Diğer bir ifadeyle başvurucunun, hukuka aykırı olduğu saptanan ihalenin hiç yapılmamış olması hâlinde içinde bulunacağı konuma en yakın duruma getirilmesi temin edilmelidir. Bu da taşınmazın ihale tarihindeki bedelinin ihale bedeli düşüldükten sonraki kısmının güncel değerinin ödenmesini zaruri kılmaktadır.'' şeklindedir. Anayasa Mahkemesi kararının özellikle 43 üncü ve 45 inci bendi ile bir bütün olarak birlikte değerlendirilmesinde; Anayasa Mahkemesince taşınmazın mülkiyetinin kaybedildiği tarihteki değerinin tespit edilmesinin doğru olduğu, bunun da Asliye Ceza Mahkemesi kararında belirtildiği şekilde 95.000,00 TL olduğu, ancak Yargıtay 4. Hukuk Dairesince ihalenin feshedildiği hususu gözden kaçırılarak ihale bedeli ile taşınmazın tespit edilen değerinin oranlanması yoluyla hesaplama yapılmasının uygun görülmediğinin bildirildiği anlaşılmaktadır. Her ne kadar Mahkemece yeniden yargılama aşamasında taşınmazın değeri tekrar tespit edilmişse de ihlal kararının bir bütün olarak değerlendirilmesi sonucu Anayasa Mahkemesi kararı gereği yapılması gereken hesaplamanın; taşınmazın kaybedildiği ihale tarihindeki değeri olan 95.000,00 TL'den, ihale bedeli olan 37.310,00 TL mahsup edildikten sonra- ihlale konu olan Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin bozma kararında belirtildiğini aksine oranlama yapılmaksızın- kalan 57.690,00 TL'nin Yargıtayın yerleşmiş uygulamasına göre denkleştirici adalet ilkeleri gözetilerek, enflasyon, ÜFE-TÜFE artış oranları, faiz, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar ve benzeri ekonomik göstergeler tek tek uygulanarak, paranın ulaştığı değerin her bir dönem için hesaplanması, sonra bunların ortalaması alınarak ilk dava tarihi olan 30.12.2009 tarihine güncellenmesi ve sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, Anayasa Mahkemesi ihlal kararına uygun olmayan bilirkişi raporunun hükme esas alınarak hüküm kurulmuş olması usul ve kanuna aykırı olup kararın bozulmasını gerektirmiştir. 2. Bozma nedenine göre tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir. 3.Davacı ...'in 27.12.2023 tarihinde vefat ettiği, davacı vekilinin Seyfettin mirasçılarının vekaletnamesini dosyaya sunduğu ve mirasçıların davaya devam ettiğini bildirdiği, buna rağmen Bölge Adliye Mahkemesi karar başlığında davacının mirasçılarının isimlerinin yer almadığı ve yine karar başlığına üçüncü şahıs olarak eklenen Dilek Arslangüngör'ün dosya ile ilgisi bulunmadığı anlaşılmakla bu hususlar mahallinde her zaman düzeltilebilir maddi hata niteliğinde olduğundan bozma nedeni yapılmamıştır. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi Kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371 inci maddesi uyarınca davalı yararına BOZULMASINA, 3. Bozma nedenine göre tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
ygty1
24
3
55
-1
1117697300
2024/2719
2024/4051
03.12.2024
**7. Ceza Dairesi         2023/1327 E.  ,  2023/4476 K.** **"İçtihat Metni"** B O Z M A Ü Z E R İ N E İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2020/957 E., 2022/1747 K. KATILANLAR : ... Bakanlığı, Gümrük İdaresi SUÇ : 4733 sayılı Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkol Piyasasının Düzenlenmesine Dair Kanun'a muhalefet SUÇ TARİHLERİ : 05.09.2011 HÜKÜM : Mahkûmiyet, kaçak eşyanın müsaderesi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 ... maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 ... maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1.İzmir 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 17.09.2012 tarihli ve 2012/370 Esas, 2012/945 Karar sayılı ilâmı ile; a) Sanık ...'ın 4733 sayılı Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkol Piyasasının Düzenlenmesine Dair Kanun'a (4733 sayılı Kanun) muhalefet suçundan 2 yıl 2 ... hapis ve 3.000,00 TL adlî para cezası ile cezalandırılmasına, adlî para cezasının taksitlendirilmesine, hak yoksunluklarına, b) Sanık ...'in 4733 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan 1 yıl 9 ... 20 gün hapis ve 2.500,00 TL adlî para cezası ile cezalandırılmasına, adlî para cezasının taksitlendirilmesine, hak yoksunluklarına ve eşya müsaderesine karar verilmiştir. 2.Anılan kararın sanık ... tarafından temyizi üzerine Dairemizin 11.11.2014 tarihli ve 2013/21426 Esas, 2014/19667 Karar sayılı ilâmı ile sanık ... hakkındaki hükmün eksik araştırma nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir. 3.İzmir 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 08.03.2016 tarihli ve 2014/1670 Esas, 2016/328 Karar sayılı ilâmı ile sanık ...'ın 4733 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraatine karar verilmiştir. 4.Anılan kararın Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 02.04.2019 tarihli ve 2018/9292 Esas, 2019/28876 Karar sayılı ilâmı ile ''sanığın mahkumiyeti yerine beraatine karar verilmesi, sanığın zincirleme suça vücut verebilecek kesinleşmiş mahkumiyetinin bulunduğu ve bu hususun da değerlendirilmesinin gerekmesi'' nedenleriyle bozulmasına karar verilmiştir. 5.İzmir 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 28.11.2019 tarihli ve 2019/339 Esas, 202019/1066 Karar sayılı ilâmı ile sanık ...'ın zincirleme biçimde 4733 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan 3 yıl 1 ... 15 gün hapis ve 3.000,00 TL adlî para cezası ile cezalandırılmasına, adlî para cezasının taksitlendirilmesine, hak yoksunluklarına, zincirleme suça esas alınan kesinleşen cezanın infaz aşamasında gözetilmesine ve kaçak eşyanın müsaderesine karar verilmiştir. 6.Anılan kararın sanık tarafından temyizi üzerine dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, hükümden sonra 15.04.2020 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 7242 sayılı Kanun'un 61 ve 62 nci maddeleriyle değişik 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 3 üncü ve 5 ... maddelerinde yapılan değişikliklerin, hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmuş sanığın lehine olabileceğinden, 7242 sayılı Kanun'un 63 üncü maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme gereği mahkemesine iade edilmiştir. 7.İzmir 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 20.06.2022 tarihli ve 2020/957 Esas, 2022/1747 Karar sayılı ilâmı ile sanık ...'ın zincirleme kaçakçılık suçundan lehe olan 6545 ve 7242 sayılı Kanunlar ile değişik 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na (5607 sayılı Kanun) muhalefet suçundan 1 yıl 10 ... 15 gün hapis ve 1.500,00 TL adlî para cezası ile cezalandırılmasına, adlî para cezasının taksitlendirilmesine, hak yoksunluklarına, zincirleme suça esas alınan kesinleşen cezanın mahsubuna ve kaçak eşyanın müsaderesine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanığın temyiz istemi; mahkûmiyetini gerektirir mahiyette delil bulunmadığı halde eksik araştırma ile savunma hakkı kısıtlanarak ve adil yargılanma hakkı ihlal edilerek mahkûmiyet hükmü tesis edildiğine, takdiri indirim nedenlerinin ve hapis cezasının ertelenmesi müessesesinin uygulanmamasının hukuka aykırı olduğuna ve re'sen tespit edilecek sebeplere ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR 1.Kolluk görevlilerince yapılan çalışmalarda İzmir ili Y... Kargo aktarma merkezine Alıcısı ... olan gönderide çuval içerisinde kaçak sigara geleceği bilgisi alınması üzerine ilgili kargo şubesine gidilerek çevrede tertibat alındığı, hakkındaki 08.03.2016 tarihli mahkûmiyet hükmü temyiz edilmeden kesinleşen sanık ...'in şubeye gelerek ilgili gönderiyi teslim alarak şubeden ayrılması üzerine sanık ...'e müdahale edildiği ve çuvallar içerisinde 425 karton kaçak sigaranın ele geçirildiği, sanık ...'in aşamalardaki beyanlarında kaçak sigaraları kendisine sanık ...'ın gönderdiğini beyan ettiği anlaşılmıştır. 2.Sanık ...'ın aşamalardaki savunmalarında; atılı suçu inkar ettiği anlaşılmıştır. IV. GEREKÇE 1.Kaçak sigaraları kargo şubesinde teslim alırken yakalanan, kargonun alıcısı gözüken, hakkındaki 17.09.2012 tarihli mahkûmiyet hükmü temyiz edilmeden kesinleşen sanık ...'in aşamalardaki savunmalarında; kargoyu kendisine gönderen kişinin daha evvel tanıştığı Behrem adlı 0541 851 .... numaralı GSM hattını kullanan şahıs olduğunu belirttiği ve Dairemizin 11.11.2014 tarihli bozma ilâmı sonrası duruşmada yaptırılan fotoğraflı teşhis işleminde kargo evraklarında gönderici gözüken ...'e ait fotoğraftaki şahsın değil de sanık ...'e ait fotoğraftaki şahsın kendisine sigaraları gönderen kişi olduğunu belirtmesi, sanık ...'in aşamalarda 0541 851 .... numaralı GSM hattını kendisinin kullandığını ancak Abdullah ve Adnan adlı şahısları tanımadığını, onlarla irtibatının ve sigaralarla ilgisinin bulunmadığını belirtmesine karşın, 0541 851 .... numaralı GSM hattının dosyada mevcut görüşme dökümlerinde olay tarihinde sanık ... ve ...'in kullanımındaki GSM hatları ile telefon görüşmelerinin bulunduğunun anlaşılması karşısında; sanığın savunmasının suçtan kurtulmaya yönelik olduğu, atılı suçun sübuta erdiği anlaşılmış olup hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır. Ancak; 2.Suç tarihinde yürürlükte olan 5607 sayılı Kanun'un 5 ... maddesinin ikinci fıkrasının "Yedinci fıkrası hariç, 3 üncü maddede tanımlanan suçlardan birini işlemiş olan kişi, etkin pişmanlık göstererek, soruşturma evresi sona erinceye kadar suç konusu eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı kadar parayı ... Hâzinesine ödediği takdirde, hakkında, bu kanunda tanımlanan kaçakçılık suçlarından dolayı verilecek ceza yarı oranında indirilir. Bu fıkra hükmü, mükerrirler hakkında veya suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde uygulanmaz" hükmünü içerdiği, 7242 sayılı Kanun'un 62 nci maddesi ile değiştirilen 5607 sayılı Kanun'un 5 ... maddesinin ikinci fıkrası gereği kovuşturma aşamasında da etkin pişmanlık uygulamasının olanaklı hale geldiği ve 5607 sayılı Kanun'un 5 ... maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi kapsamında "Soruşturma evresinde, ihtar yapılmaması hâlinde kovuşturma evresinde hâkim tarafından sanığa ihtar yapılır" düzenlemesinin getirildiği cihetle, soruşturma aşamasında kendisine etkin pişmanlık hususunda ihtarat yapılmayan sanık hakkında etkin pişmanlık kapsamında suça konu kaçak eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı kadar parayı ... Hazinesine ödediği takdirde cezada yapılacak indirim oranının "1/2" olacağının bildirilmesi gerekirken, sanığa "1/3" oranında indirim yapılacağına dair ihtarat yapılmak suretiyle sanığın yanıltılması ve bu itibarla ödeme yapmadığından bahisle etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmaması hukuka aykırı bulunmuştur. V. KARAR Gerekçe bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle İzmir 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 20.06.2022 tarihli ve 2020/957 Esas, 2022/1747 Karar sayılı kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 ... maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.05.2023 tarihinde karar verildi.
ygty1
25
1
42
26
912900100
2023/1327
2023/4476
10.05.2023
**10. Hukuk Dairesi         2023/12768 E.  ,  2024/3898 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuka (İş) Mahkemesi SAYISI : 2021/28 E., 2023/24 K. KARAR : Kısmen kabul Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen hizmet tespiti davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı, 1979 yılından itibaren aralıksız olarak ... Muhtarlığı nezdinde geçen çalışmasının tespitini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 01.11.2017 tarihli 2014/202 E. - 2017/474 K. sayılı kararıyla; davanın kısmen kabulüne, davacının davalı işveren ... Tüzel Kişiliği bünyesinde 01.01.1985 ile dava tarihi olan 02.07.2014 tarihleri arasında asgari ücretle hizmet akdine tabi olarak çalıştığının tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 22.05.2019 tarihli ve 2018/570 E. - 2019/1199 K. sayılı kararıyla; dinlenen tanıklar ve köy defterleri içeriği ile davacının çalışmalarının ispatlandığı, mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesi ile davalı Kurumun istinaf isteminin reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairece ,"Köy karar defterinde 1991-1993 yılları arasında köy korucusu olarak ismi geçen H. ... Tufan’ın köyde korucu olarak çalışması bulunup bulunmadığı hususunda beyanı alınarak, köyde koruculuk-bekçilik görevinin birden fazla kişi tarafından yerine getirilip getirilmediği araştırılmalı ve böylece davacı dışında bir kişinin 31.07.1994 tarihi öncesinde köy korucusu olarak çalışıp çalışmadığı açıklığa kavuşturulmalı, yine 2006 yılı sonrasında davacıya korucu olarak ödeme yapıldığına dair köy defterinde bir kayıt bulunmadığından bu dönemden itibaren karar defterlerinde köy katibi olarak adı geçen kişiler dinlenip davacının 2006 sonrasında çalışmasının devam edip etmediği, davacıya ödeme yapılıp yapılmadığı, yapılıyorsa hangi nedenlerle kayda geçirilmediği belirlenmeli, ihtilaflı dönemde köy korucusu olarak davacıya silah verilmesi ve geri alınmansa ilişkin jandarma komutanlığındaki kayıtlar getirtilmeli, köy içme suyu isale hattının bakım ve onarımı konusunda ne şekilde bir çalışma olduğu (ihtiyaç halinde çağırma, günlük bakım vs.) açıklığa kavuşturularak çalışmanın süresi belirlenmeli,yine mahkemece tespite karar verilen tarihler arasında çalışan köy muhtarı, imam ve öğretmenlerin çalıştığı dönemler ilgili yerlerden tespit edilip beyanlarına başvurulmak suretiyle, uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek ve davacının 2006 yılı sonrasında da çalıştığı iddiasının ispatlanamaması durumunda hak düşürücü süre de değerlendirilmek suretiyle bir karar verilmelidir." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile köy karar defterinde 1991-1993 yılları arasında köy korucusu olarak ismi geçen ... Tufan'ın köyde korucu olarak çalışması bulunup bulunmadığı hususunda araştırma yapıldığı, tanıkların ağırlıklı olarak bu kişinin korucu olarak çalışmadığını beyan ettiği, davacı dışında bir kişinin 31.07.1994 tarihi öncesinde köy korucusu olarak çalıştığına dair dosya kapsamında bir beyan bulunmadığı, tanık beyanlarından davacının ücretinin köy halkı tarafından ödendiği, davacının ödeme tarihlerinde köy halkından kendi ücretini kendisinin topladığı, köy muhtarlığı kasasına giren ya da muhtarlıkça toplanan bir para olmadığı bu nedenle de muhtarlık kasa ya da harcama kayıtlarında davacının maaş ödemesi kaydı olmadığı, Köy defterleri ve tanık beyanları bir arada değerlendirildiğinde; davacının köy korucusu olarak köy muhtarı ve azası tarafından görevlendirildiği, davacının ücretinin bir dönem köy bütçesinden sonrasında ise köy halkı tarafından ödendiği, ayrıca da köyde içme suyu motor bakımı açma/kapama işi olduğu, bu işi bir süre davacı dışında kişilerin yaptığı, davacının içme suyu motor bakımı ve koruculuk dışında muhtar tarafından verilen ve köyü ilgilendiren başka işler de (... davulculuğu, mektup dağıtma — para toplama — köy duyurusu yapma gibi) anlaşıldığı, Karar defterlerinde ilk defa korucudan bahsedilen tarihin 01.01.1985 olduğu, bundan öncesine ait defter bulunmadığı, davacının adının geçtiği son sayfa tarihi ise 31.11.2004 olduğu, tanıkların davacının çalıştığına tanıklık ettikleri ve davacının çalıştığını beyan ettikleri en eski tarihin 1985 yılı olduğu, tanıkların büyük bir kısmı davacının 30 yıldır koruculuk yaptığını beyan ettiği, davacı da dava tarihinde halen çalıştığını iddia ettiği bu anlamda dava tarihinin 02.07.2014 olduğu gözetildiğinde davacının 01.01.1985 te işe başladığı tespit edildiğinden 30 yıldır çalışan kişinin 01.01.2015 te halen çalışması gerektiğinden davacının iddiası ile tanık beyanları ve davacının işe başlama tarihi yönünden uyumlu olduğu gerekçesiyle ,davanın kısmen kabulüne, davacının davalı işveren ... Tüzel Kişiliği bünyesinde 01.01.1985 ile dava tarihi olan 02.07.2014 tarihleri arasında köy korucusu olarak asgari ücretle hizmet akdine tabi olarak çalıştığının tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davalı Kurum vekili, fiili çalışmanın ispatlanamadığını, reddedilen süreler yönünden lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini belirterek temyiz yoluna başvurmuştur. 2.Davalı ... Tüzelkişiliğini temsilen köy muhtarı, hak düşürücü sürenin geçtiğini, davacının hizmet akdi ile köy tüzel kişiliğine bağlı çalıştığının kanıtlanamadığını, sulama pompasının çalıştırılmasının sulama birliğinin görevi olduğunu, köy muhtarlığının yükümlülüğünde olmadığını belirterek temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, hizmet tespiti istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 506 sayılı Kanun'un 79 uncu ve 5510 sayılı Kanun'un 86 ncı maddeleridir. 3. Değerlendirme 1.Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davalı ... Tüzelkişiğinin tüm, davalı Kurum vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. 6552 sayılı Kanun'un 11.09.2014 günü yürürlüğe giren 64 üncü maddesiyle 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 7 nci maddesine eklenen 4 üncü fıkrada, hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talebi ile işveren aleyhine açılan davalarda, davanın Kuruma resen ihbar edileceği, ihbar üzerine davaya davalı yanında fer'i müdahil olarak katılan Kurumun, yanında katıldığı taraf başvurmasa dahi kanun yoluna başvurabileceği belirtilmiştir. Somut olayda, dava hizmet tespiti istemine ilişkin olup ,Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkemece, davanın anılan yasa değişikliği öncesinde, 02.07.2014 tarihinde açılmış olması nedeniyle SGK Başkanlığının davalı sıfatını haiz olduğu gözetilmeksizin, karar başlığında feri müdahil olarak gösterilmesi ve lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir. 3. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; 1. Davalı ... Tüzel kişiliğinin tüm, davalı Kurum vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Hükmün karar başlığında yer alan "Fer'i Müdahil" ibaresinin hükümden çıkarılmasına, yerine "Davalı" ibaresinin yazılmasına, hükme 7 numaralı bir bent eklenerek " 7-Davalı SGK Başkanlığı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 9.200,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı Kuruma verilmesine ", ibarelerinin yazılmasına ve hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının davalı ... Tüzel Kişiliğin'den alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 15.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
ygty1
20
3
26
30
1034406500
2023/12768
2024/3898
15.04.2024
**3. Ceza Dairesi         2016/15938 E.  ,  2017/13874 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi HÜKÜM : Hükmün açıklanması suretiyle sanığın mahkumiyetlerine dair Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle evrak okunarak; Gereği görüşülüp düşünüldü. 1) Sanık hakkında kasten yaralama suçlarından verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz talebinin incelenmesinde; Anayasa Mahkemesi'nin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih ve 2014/140 Esas - 2015/85 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK'nin 53. maddesindeki bazı hükümler iptal edilmiş ise de, bu husus infaz aşamasında dikkate alınabileceğinden bozma nedeni yapılmamıştır. Yapılan yargılamaya, toplanan ve karar yerinde açıklanan delillere, mahkemenin kovuşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, gösterilen gerekçeye ve uygulamaya göre sanık müdafinin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin istem gibi ONANMASINA, 2) Sanık hakkında mala zarar verme ve genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçlarından verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz talebinin incelenmesinde; a) Sanığın av tüfeği ile taksi durağının önünde bulunan mağdurlara ateş etmesi nedeniyle taksi durağının camlarının da kırıldığı gerekçesi ile 5237 sayılı TCK’nin 151/1. maddesi gereğince mala zarar verme suçundan sanığın mahkumiyetine karar verilmiş ise de, mala zarar verme suçunun takibinin şikayete bağlı olup, kovuşturma aşamasında taksi durağında şoför olarak çalışmakta olan mağdurların kasten yaralama suçundan şikayetinden vazgeçtikleri gibi, 18/04/2011 tarihli Olay Görgü Tespit ve Geçici Muhafaza Altına Alma Tutanağı’nda; durak önünde bulunan seyyar Arnavut ciğerci el arabasının ön cam kısmında isabet sonucu kırık olduğu, yine 19/04/2011 tarihli Olay Yeri İnceleme Tutanağı’nda; taksi durağının yanında bulunan seyyar ciğer satış aracının camında 1 adet saçma giriş deliğinin olduğunun görüldüğü tespiti yapılmış olup, taksi durağının camlarında kırık olduğuna dair bir tespit bulunmadığı görüldüğünden, zarar gören seyyar Arnavut ciğercisinin tespit edilerek suç tarihinden itibaren 6 aylık şikayet süresi içerisinde şikayetinin tespit edilerek sonucuna göre hareket edilmesi gerekirken, taksi durağına karşı işlenmemiş olan mala zarar verme suçundan beraat kararı verilmesi yerine, yazılı şekilde sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm kurulması, b) Sanığın av tüfeği ile taksi durağının önünde bulunan mağdurlara ateş etmesi nedeniyle TCK'nin 44. maddesinde düzenlenen fikri içtima kuralı uyarınca sanığın  yalnızca en ağır cezayı gerektiren kasten yaralama suçlarından cezalandırılmasına karar verilmesi gerekirken, ayrıca genel güvenliğin tehlikeye sokulması suçundan da cezalandırılmasına karar verilmesi, Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerle, 6723 sayılı Yasanın 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, 31.10.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
ygty1
25
1
43
39
372863800
2016/15938
2017/13874
31.10.2017
End of preview. Expand in Data Studio

Turkish Legal Documents Clustering Dataset

A comprehensive dataset of 700,000 Turkish legal documents from the two primary sources of legal precedent in Turkey, clustered using multiple emebdding models and algorithms to enable research, analysis, and machine learning applications.

Overview

This repository contains a large-scale document clustering pipeline and dataset for Turkish legal documents sourced from:

  • Yargıtay - Turkey's highest court of appeal for civil and criminal cases
  • Danıştay - Turkey's highest administrative court

These institutions are the authoritative sources of legal precedent and jurisprudence in the Turkish legal system. The documents represent decisions, verdicts, and judicial rulings spanning multiple years.

Dataset Features

Each record in the dataset contains:

  • text: The full legal document text in Turkish
  • source: Source identifier (ygty1, ygty2, dnsy1, dnsy2). These correspond to following datasets, respectively: fikriokan/ygty, fikriokan/ygty-2, fikriokan/dnsy-1, fikriokan/dnsy-2.
  • tr_e5_knn_cluster_id: Cluster ID from KNN clustering on Turkish E5 embeddings
  • orig_e5_knn_cluster_id: Cluster ID from KNN clustering on Multilingual E5 embeddings
  • tr_e5_hdbscan_cluster_id: Cluster ID from HDBSCAN clustering on Turkish E5 embeddings
  • orig_e5_hdbscan_cluster_id: Cluster ID from HDBSCAN clustering on Multilingual E5 embeddings

Data Source Attribution

The original legal documents are public records from Turkish government institutions and are provided in accordance with Turkish laws on freedom of information.

Downloads last month
131